Demokrasi” maskesi arkasına saklanan bilek güreşi ve siyasi pişkinlik, Türkiye’yi hiç arzu edilmeyen noktalara getirdi. Bir krizin tam ortasındayız. 2007 yılının Türkiye’sinde artık böyle şeylerin olmayacağını sanıyordum.Çünkü 14 Nisan’da Ankara’da meydanları dolduran ve bugün de İstanbul Çağlayan’da çağıldayacak olan halk, bu işin cevabını en güzel biçimde veriyordu.Ama görmek istemeyen gözler kör, duymak istemeyen kulaklar sağır.
Türkiye’de AKP’nin Milli Görüş politikalarının tehlikesini kavrayan, yaşam biçimini savunmak isteyen ve laik cumhuriyete inanan herkes, artık sorumluluk sahibi olmalı ve tepkisini sivil yollardan ortaya koymalıdır.Elbette bunun en son aşaması sandıktır.Eğer bu kesim yine bölük pörçük kalacak ve sandık başına gitmeyecekse, gelecek seçimde de karanlık tablolar çıkacaktır ortaya.Çare meydandır, çare seçimdir.
Son günlerdeki gelişmelerin başlıca sorumlusu “ideolojik önder” Bülent Arınç ve arkadaşlarının uzlaşmaz ve aymaz tutumudur.Bu açıdan “keskin Arınç, Türkiye’ye zarar verdi” demek yanlış olmaz.Şimdi bu kesime düşen görev, bir an önce Cumhurbaşkanı adayını geri çekmek ve erken seçim ilan etmektir.“Halk bizim arkamızda”, “halk size cezayı verecek” sözlerini ağzından düşürmeyen bir siyasi hareketin, halktan kaçması kadar saçma bir şey olamaz.Madem halkın arkalarında olduğuna inanıyorlar; Halep oradaysa arşın burada.Hemen seçime gidip, güçlerinin ne kadar olduğunu görsünler.
“Ufukta üç kutuplu Türkiye tehlikesi var” diye tutturmuş ve yaza yaza sizleri de bıktırmış bir insan olarak gelişmelerden dolayı son derece üzgünüm.Normalleşmenin ve bir arada yaşayabilmenin koşullarını acil olarak hep birlikte oluşturmalıyız.Yoksa…
Eğer bir demokrasi, denetim mekanizmalarını çalıştırabiliyor ve kuvvetler ayrılığını sağlayabiliyorsa, ayrıca sağlam bir anayasaya sahipse bu krizlerin hiçbiri yaşanmaz.Ama ne yazık ki bizim demokrasimiz tam bir demokrasi değil. Bugün kim çıkıp da Türkiye’de yürütme ve yasama erklerinin ayrı olduğunu öne sürebilir? Eğer gerçek bir demokrasiye sahip olsaydık, laik rejimi değiştirme kararlılığını “demokrasi” maskesi arkasına gizleyerek Türkiye Cumhuriyeti ile bilek güreşi yapmaya girişenleri, sistem içinde durduracak sivil mekanizmalar işler ve rejim kendisini koruyabilirdi.Ama Türkiye’de ne yazık ki gerçek bir demokrasi değil, beş yılda bir çarpık bir seçimle geldikten sonra diktatorya ilan eden ve bütün erkleri elinde tutan hükümetlerin şımarıklığı var.Bu yüzden “demokrasi” maskesi takmış aktörlerin, bir sahne oyunu sergileyerek, laik rejimle bilek güreşine girmiş olmaları, sistem dışı müdahalelere yol açıyor.
Tekrarlıyorum: Hükümet bir an önce Cumhurbaşkanı zorlamasını bırakıp, halka gitmeli.Laik kesim ise bu seçimde aklını başına toplayıp, ülkeyi maceracılara bırakmamak becerisini göstermeli.Başka Türkiye yok!
