CUMHURİYET Halk Partisi kurultayı gazetelerin manşetlerine çıktı.

Özellikle Deniz Baykal'ın kurultay konuşmasında dile getirdiği yeni açılımlar, kamuoyunda uzun süre tartışılacak gibi görünüyor.

Aslına bakarsanız, "sefalette değil, refahta eşitlik!" sloganı, "yeni sol" denilen akımdan çok daha önce sol çevrelerde tartışılmış bir görüş.

Hatta Nazım Hikmet'in bile bir tartışmada bu görüşü savunduğunu hatırlıyorum.

Ne var ki, "refah düzeyinde eşitlik" amacı, Türkiye gibi, gelir dağılımının son derece adaletsiz olduğu, açlık sınırına dayanmış insanların çöplüklerden ekmek topladığı bir ülkede devletin "sosyal devlet" olma ilkesini ortadan kaldırmaz.

Böyle bir tutum, zaten CHP'nin kuruluş ilkelerine de aykırı düşerdi.

Cumhuriyet Halk Partisi bir sol parti olarak, kendisine umut bağlayan kitlelerin karşısına sol kimliğiyle çıkacak.

BİR başka konu da parti içi tartışmalar. Günlerdir basında, Cumhuriyet Halk Partisi içindeki gruplaşmaları okuyoruz.

Bunları bir "zaaf unsuru" olarak değerlendirmemek gerekiyor.

Sağlıksız olan, hiçbir şeyin tartışılmadığı, durgun, statik bir ortamdır.

CHP ise canlı ve kıpır kıpır.

Bana kalırsa parti içi gruplaşmalar kurultayla birlikte bitti.

Artık sadece çözüm üretmek, CHP'yi büyütmek ve Türkiye'nin gittikçe ağırlaşan sorunlarına somut çareler göstermek gerekiyor.

DÜN de yazdığım gibi CHP Türkiye'nin temel partisidir.

Daha doğrusu Türkiye Cumhuriyeti'nin harcında Cumhuriyet Halk Partisi vardır.

Bu partinin sağlıklı bir biçimde gelişmesine katkıda bulunmalıyız.

Çünkü bu, Türkiye'nin yararınadır.

Sosyal demokrat ilkeleri yerli yerine oturtan ve halka kulak veren bir sol parti, Türkiye'yi toslam ak üzere olduğu duvardan koruyacak ve sosyal patlamaları önleyecek tek çaredir.