Ülkelerin tarihsel yönelimleri ve temel tercihleri var; bunlar izlenen politikalara, partilere ve bazen halka rağmen pek değişmiyor.Türklerin tarihsel yönelimi ise Batı’ya yürüyüş” olarak özetlenebilir.Orta Asya’dan kalkıp Anadolu’ya gelen, 1453 yılında İstanbul’u alıp Balkanlar’a, Viyana’ya doğru yoluna devam eden, Tanzimat Fermanı’yla Batılılaşma iradesini ortaya koyan ve nihayet Cumhuriyet devrimleriyle, kendisini Batı medeniyeti içinde tarif eden Türkiye bugün önüne Avrupa Birliği hedefini koyuyor.Bu tarihsel yürüyüş geri döndürülemez. İsterse oyların yüzde yüzünü alsın; hiçbir iktidar çıkıp “Türkiye’nin rotasını artık Şark’a çeviriyorum” diyemez. Dese bile beceremez bunu.28 Mart yerel seçimlerinin sonucunda ortaya çıkan irade de bu durumun altını çiziyor.Seçmen, Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne taşıma iddiasını sürdüren partiye destek verdi. Bu işin anlamı bu.Kıbrıs sorununu kangren olmaktan çıkarma ve hızlı reformlara imza atarak Türkiye’yi AB üyesi yapma sözü veren AKP zafer kazandı.Eğer Milli Görüş geleneğinden gelen bu partiyle ilgili kuşkular ve başkanının yersiz söylemleri laik seçmen kitlesini ürkütmeseydi, inanın ki bu oylar daha yüksek olurdu.Buna karşılık CHP yönetimi Türkiye’nin tarihsel yönünü kavrayamadı; Avrupa Birliği idealinin öncülüğünü yapamadı. Hatta tam tersine, bu ideale köstek olur gibi bir izlenim verdi.Parti içindeki tartışmalara ve AB yolculuğunu destekleyen gruplara rağmen yönetim bu katı tutumu değiştirmedi. Kıbrıs, Avrupa Birliği ve demokratikleşme gibi temel konularda milliyetçi frenler yapma görevini üstlenmeyi daha uygun buldu.Bu durumun milliyetçi kanatlardan oy kayması sağlayacağı düşünüldü mü bilmiyorum.Ama bu, olanaksızdı. Milliyetçilerin kendi partileri vardı ve son seçimde bu durum iyice ortaya çıktı.28 Mart’ta Avrupa Birliği yanlılarının bir bölümü de laiklik ve yaşam biçimi kaygılarından dolayı CHP’ye oy verdi.Eğer bu kitle de AKP’ye yönelseydi, CHP’nin aldığı oylar daha düşük olacaktı.Uzun sözün kısası: Türkiye nehri Avrupa Birliği denizine doğru akıyor. Buna engel olmak için önüne çıkan setleri devirerek yoluna devam etmekte.CHP içinde Avrupa Birliği ve reform yanlısı kadroların var olması da durumu değiştirmeye yetmiyor.Çünkü politikaları parti liderliği belirliyor.CHP’de Avrupa Birliği idealini, Kıbrıs’ta çözümü ve demokratik reformları destekleyen kişilerin durumu, Sakallı Celalin gemi örneğinde olduğu gibi Doğu’ya doğru yol alan bir gemide Batı’ya koşan adamları hatırlatıyor.Artık bu politikaların yanlışlığı ortaya çıktığına göre; bakalım değiştirme çabaları ne yönde gelişecek?CHP nasıl statükocu bir parti görünümden kurtulup, reformcu, devrimci bir parti haline dönüşecek?Ya da acaba dönüşecek mi?Yoksa sonu gelmez olağanüstü kurultay kavgaları içine sürüklenerek bir fetret devri mi yaşayacak?İşte günün soruları bunlar!
