Eğer bir ülkede yoksulluk varsa, işsizliğe çözüm bulunamıyorsa, zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul kılan bir gelir dağılımı adaletsizliği yaşanıyorsa, o ülkede sol partilerin yükselmesi gerekir.Eğer bir ülkede emeğiyle geçinenenler en alçak gönüllü koşullarda hayatlarını sürdürmekte zorlanıyorsa, milyonlarca insan yoksulluk sınırının altına sürüklenmişse o ülkede sol şaha kalkar.Eğer bir ülkede, TV ekranları durmadan paralı kesimin şaşaalı hayatını, su gibi akan şampanyalan, lüks otomobilleri, Monaco’yu kıskandıracak yaşam biçimlerini sergiliyor ve bunu evine et girmeyen kitleler seyrediyorsa, o ülkedeki başkaldırı duygusu sol partilere akar.Eğer bir ülkede, kamu şirketleri özelleştirme adı altında bir takım çevrelere peşkeş çekiliyorsa, işsiz yığınlara her gün yenileri ekleniyorsa, sendikalar, işçi sınıfı ayağa kalkar ve sol partilerle kol kola girer.Eğer bir ülkede gençler derin bir umutsuzluk içinde kıvranıyor, geleceğe güvenle bakamıyor ve kaybolmuş bir kuşak durumuna geliyorsa sol partiler genç insanların yüreğindeki isyanın patladığı mekân olur.Eğer bir ülkede asgari ücret, İstanbul’daki orta halli bir lokantanın bir akşam yemeğini bile karşılamıyorsa, “Bu düzen değişmeli” diye haykıran kitleler sol partinin bayrağını dalgalandırır.Ama görüyoruz ki Türkiye’de durum böyle değil.Halk yoksul, milyonlarca insan açlık sınırına sürüklenmiş, gençler işsizlikten yanıyor, çiftçi perişan ama mecliste 171 milletvekili ile temsil edilen ana muhalefet partisi CHP, bir türlü bu kitlelerin sesi olmayı başaramıyor.Halkı bu duruma düşüren iktidar puan kazanmaya devam ederken, CHP giderek küçülüyor, oy desteğini yitiriyor ve iç kavgalarda bölünmeye aday gibi görünüyor.Hem de mecliste çok güçlü bir kadro ile temsil edilmesine, kendi alanında birikimleri olan değerli milletvekillerini bünyesinde barındırmasına ve güçlü örgütüne rağmen. Burada bir terslik var! Ve bizim bu tersliğin ne olduğunu saptamamız kaçınılmaz bir görev.Eğer ezilen halk kitleleri, sol olduğunu iddia eden bir partiye yönelmiyorsa iki durumdan birisi söz konusu demektir:Ya halkta bir yanlışlık var, ya da partide.Bu noktada Alman yazar Bertolt Brecht’in sözünü hatırlatmak istiyorum: Büyük yazar, halktan şikâyet edenlere demişti ki “Baylar, o halde kendinize yeni bir halk bulun!’Ya da Hasan Dede’nin şiirini hatırlayalım: “Halka tan eylemek nemiz – Bilcümle vebal bizdedir.”Bu bilgelik dolu sözler sanki CHP yönetimi için söylenmiş gibi geliyor insana.Çünkü mevcut yönetim, 1999 seçimlerinde baraj altında kalmasını konjonktüre ve halkın aymazlığına bağlamakta tereddüt etmemişti. Bugün de aynı görüş egemen. Türkiye’nin en eski ve en köklü siyasal kurumunun içine düştüğü durum, yalnız bu parti mensuplarını değil, bütün Türkiye’yi kaygılandırmalı.Çünkü sağlıklı ve halkın desteğini kazanan bir sol parti, iktidarın uygulamalarını düzeltmek bakımından da, geleceğe umut vermek ve alternatif yaratmak bakımından da kaçınılmaz bir gereklilik.Dünyada hiçbir ülke tek partinin sürekli başarısı ve muhalefetin sürekli başarısızlığı üzerine inşa edilemez.Hele Avrupa Birliği ile müzakere sürecine girmiş bulunan, ekonomisi kırılgan bir rotada ilerleyen, iç ve dış sorunların ağırlaştığı bir dönemi yaşayan Türkiye’de, “tek kanatlı demokrasi” durumu, göze alınamayacak kadar büyük bir risktir.Bütün bu öğeleri göz önüne aldığımız zaman CHP açısından yapılması gereken ilk şey, başarısızlığı kabul etmek, bunun nedenlerini araştırmak, başarısızlığa sebep olan kadroları saptamak ve yeniden yapılanmayı başlatmak için bu kadroların görev başından uzaklaşmasını sağlamaktır.CHP yeniden yapılanmadan, kendi derdine de ülkenin derdine de çare bulamaz.Yeniden yapılanma ise hem fikirlerle hem de kadrolarla olur.Mevcut yönetimin giderek küçülen parti yapısı içinde bin bir tüzük oyunu deneyerek, basından yani kamuoyundan kaçırılmış jandarmalı kurultaylar yaparak, muhalifleri tasfiye ederek ayakta kalma çabaları, sürdürülmesi imkânsız bir noktaya gelip dayanmıştır.Bu durumda en sağlıklısı, partinin önünü tıkamamak ve yönetimi partiyi büyütecek kadrolara devretmektir.Eğer bu yola gidilmezse insanların birbirini kırıp döktüğü, iç kavgalarda enerji yitirdiği ve bölünme tehlikeleri içeren mayınlı bir arizeye girilmiş olur ki, bundan ne mevcut yönetim bir yarar sağlayabilir ne de Türkiye.CHP’deki yeniden yapılanma, kaçınılamayacak kadar acil bir görev olarak gelip kapıya dayanmıştır.