CIA Başkanı’nın Türkiye’ye gelmesi belki de son yılların en önemli gelişmesi.
Ayrıntılarını bilmediğimiz ve hiçbir zaman bilemeyeceğimiz bu ziyaret ve görüşmeler, önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin nasıl bir ülke olacağını belirleyen bir yeniden oluşum sürecinin başlangıcı.

***

Bu köşeyi okuyanlar hatırlayacaktır: Birkaç ay önce CNN televizyonunda rastladığım bir söyleşiyi aktarmış ve şaşkınlığımı gizlemekte güçlük çekmiştim.
O söyleşide eski CIA görevlisine soruluyordu: “Soğuk savaş dönemi bittiğine göre şimdi ajanlarınız nerede?”
CIA yetkilisi “Türkiye’de” diye cevap veriyordu.
Soruyu soranın “Türkiye mi?” diyerek şaşırması üzerine de “Evet” diyordu. “Türkiye. Siz henüz bunun farkında değilsiniz ama Türkiye dünyanın en önemli ülkesi. Ajanlarımız orada. Ve yakında Türkiye dünya medya gündeminin birinci sırasına oturacak.”
Bu sözleri dinlediğim sırada ürperdiğimi hatırlıyorum.
Türkiye’ye bir şeyler oluyordu ve biz bunun farkında değildik.
Ertesi gün bu görüşmeyi aktardım ve bir tepki gelmesini bekledim.
Devlet katından hiçbir tepki gelmedi. İç politika gündemine balıklama dalmış olan milletvekilleri ve parti içi iktidar mücadelesinin sarhoşluğundan ayılamayan partililer, bu kadar önemli bir işarete aldırmadılar bile.
Doğrusu basın da pek üstüne gitmedi.
Bir – iki gazetede sözü edildi. Daha sonra Aktüel dergisi CIA yetkilisini bularak konuştu.
İşte hepsi bu!
Türkiye’nin kaderini yakından ilgilendiren bir “ifşaat” kaynadı gitti.

***

Bu sözlerin üzerinden fazla geçmeden CIA Başkanı Türkiye’ye geliyor ve bu iş ziyareti ile bu ülkeyi ne kadar önemsediğini ortaya koyuyor.
Ziyaret, birkaç ay önceki CNN röportajıyla birleşince rastlantıdan öte anlamlar içermekte.

***

Türkiye artık içine kapanık bir ülke olarak yaşayamıyor.
Aslında bizim yöneticilere kalsaydı, kendi yağıyla kavrulan, dünyaya kapalı bir taşra ülkesinde yaşamaktan hoşnuttular.
Ne var ki Türkiye’nin coğrafyası, jeopolitik özellikleri, imparatorluk geçmişi ve etnik yapısı buna izin vermedi.
Türkiye kendini, hazırlıklı olmadığı bir anda Kafkaslar, Ortadoğu ve Balkanlar gibi dünyanın en belalı üçgeninde kilit ülke konumunda buldu.
Siyasiler buna hazır değildi.
Çoğu, bırakın bu bölgeyle ilgili bir vizyon üretmeyi, komşu ülkelerin başkentlerini bile saymaktan acizdi.
Hamaset edebiyatıyla vakit öldürmeye başladılar.

***

Böyle kritik bir dönemde Türkiye’yi ayakta tutan güç, Dışişleri’nin yetişmiş kadroları oldu.
Başta dört çetin yıl müsteşarlık görevini sürdüren Özdem Sanberk olmak üzere birçok isimsiz kahraman, diplomatik bir dehayla Türkiye gemisini fırtınadan çıkarmaya çalıştılar.
Hem de siyasi yetkililerin binbir gafını, hatasını da örtbas etmeye çalışarak başardılar bunu.
Bizim memleket pek kadir kıymet bilmez ama günü gelir, bu hizmetleri hatırlayanlar da çıkar.

***

CIA Başkanı’nın ziyareti, Türkiye’nin tarihinde belki de bir dönüm noktası oluşturuyor.
Ve ne yazık ki gündemimizden düştü bile.