Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Türk basınındaki köşe yazılarını ve televizyon ekranlarındaki açık oturumları izleyen bir kişi, her şey tartıştığımız ve ince eleyip sık dokuduğumuz izlenimini edinir.
Oysa Türkiye’de hiçbir konu ciddi ve boyutlu bir biçimde tartışılmıyor.
Her kavga tartışma değildir.
Örnek olarak son günlerdeki Doğu Ergil raporunu ele alalım.
Bu raporla ilgili kavgalaşmalar, hiçbir zaman tartışma boyutuna gelemedi.
Kimileri bu raporu vatana ihanetle eş tuttu, kimileri de savunmaya çalıştı.
Ne var ki raporun aslını görmemiş ve okumamış olan bir kişinin, bu tartışmalara bakarak rapor hakkında sağlam bir fikir edinmesi mümkün olmadı.
Zaten konunun böylesine hararetli bir biçimde ele alınmasının nedeni, kendi kendimize “zirve” adını taktığımız, aslında “zırva” sözüne layık bir ortamda geçen dipsiz atışmalar.
Mesut Yılmaz ortaya çıkıp “CIA’nın hazırlattığı rapor” diyor, kimse de “Hani belgen, hani kanıtın?” diye sormuyor.
Bir ülkede muhalefet lideri olan bir eski başbakanın hükümeti suçlaması ve görev başındaki başbakanın bilgisi dahilinde bir CIA raporu hazırlandığını söylemesi çok ağır bir ithamdır.
Ciddi bir ülkede böyle bir suçlama ya hükümeti götürür ya da muhalefet liderinin itibarını tamir edilemeyecek ölçüde zedeler.
Ama göreceksiniz ki Türkiye’de hiçbir şey olmayacak. Rapor konusu unutulup gidecek ve başbakanla muhalefet lideri arasındaki bir ağız dalaşı mertebesinde değerlendirilecek.
***
Tartışma, içinde fikir değerleri bulunan ciddi analizlerle mümkündür.
Böyle tartışmalar ise skandal tadı taşımayan bir düzeye sahiptir. Bu yüzden hoşumuza gitmez.
Aydınlarımız bile tartışmaya meraklı değildir.
Bir düşüncenin tartışmaya dönüşebilmesi için mutlaka dışarıdan ithal edilmiş olması gerekir.
Örneğin siz “Avrupalılık bilinci Bosna’da intihar ediyor” başlıklı bir yazı yazarsınız.
Kimse tınmaz.
Sonra Fransız düşünür Bernard Henri-Levy Independent gazetesinde neredeyse aynı cümlelerle bir yazı yayınlar.
Bunda fikir değeri bulunur.
Sakın yanlış anlaşılmasın: Amacımız bizim ya da başka arkadaşlarımızın yazılarını önemsetmek değil. Sadece düzeyli bir tartışma ortamının yaratılmasına katkıda bulunmak
***
Dün bu köşede yayınlanan yazı “İspanya’da başkaldıran Basklar, Fransa’da neden uslu oturuyor?” sorusunu soruyor ve bizdeki Kürt meselesiyle paralellikler kuruyordu.
Yazının temel savı, devlete karşı ayrılıkçı kalkışmalarda sadece isyan hareketinin özüne değil, aynı zamanda o devletin yapısına ve yurttaşlık anlayışına da eğilmek gerektiğiydi.
İspanya’da Franco faşizminin doğurduğu ETA hareketi aracılığıyla silahlı mücadeleye girişen Basklar, sınırın ötesindeki Fransa’da birinci sınıf yurttaş olarak huzur içinde yaşıyorlardı ve bir ETA’ları yoktu.
Bu görüş doğru da olabilir yanlış da!
Ne var ki yazı, düşünülmesi gereken bir soru soruyor.
Üzerinde tartışılsa, ciddi açıklamalar yapılsave en önemlisi kafa yorulsa, esaslı sonuçlara ulaşılabilir.
Oysa bunca üniversitesi, kurumu, derneği, vakfı ve yazarı olan Türkiye’de bu tip sorular ve tezler güme gidiyor.
Kimse ilgilenmiyor bile.
Varsa yoksa Ankara dedikoduları ve skandal tadı taşıyan kutuplaşmalar.
***
Bu yüzden diyorum ki biz tartışmıyoruz, itişiyoruz ve bu itişmenin ülkeye hiçbir faydası dokunmuyor.
Gelin tartışalım, birbirimizin düşüncelerini irdeleyelim, gerektiğinde yerden yere vuralım ama bütün bunları iyi niyetli bir düşünce anlayışı çerçevesinde yapalım.
