U yazıyı Çarşamba günü öğleden sonra Milliyet'teki odamda yazıyorum.
Yazı masamın karşısındaki divanda Elia Kazan dinleniyor.
Biraz önce Kayseri uçağından indik. Karşımdaki divanda yatan yaşlı adama bakıyor ve köklerini aradığı Germir köyünden bir parça hayal kırıklığıyla ayrıldığını düşünüyorum. Germir (yeni adı Konaklar), Türkiye'de neler olup bittiğinin ve yakın tarihimizdeki trajedilerin unutulmaz örneği.
***
BULUTLU gökyüzünün her şeyi bulanıklaştırdığı sisli havada Germir'e girerken, tipik bir Anadolu köyü bulacağımı sanıyorum. Ama çok geçmeden yanıldığım ortaya çıkıyor.
Garip bir yer burası.
Köyden çok, kayalar arasına kurulmuş bir Roma kalıntısını andırıyor.
Yunan tarzı taş evlerin arkasında büyük kiliseler göze çarpıyor: Görkemli yapılar ama ne yazık ki çökmek üzereler.
Kiliselerin en büyüğü, bir süre büyükbaş hayvan ahırı olarak kullanıldığı için yaklaştığınız anda burnunuza çarpan yoğun ve keskin kokuyla irkiliyorsunuz.
Beyaz sakallı muhtar, Elia'yı görür görmez, para verip bir sağlık ocağı yaptırmasını istiyor.
Biraz sonra köylü kadınlar, bir fırın yaptırmasını istiyorlar ondan.
Her gelen "zengin Amerikalı" dan bir şeyler koparmak niyetinde.
İlkokul çocukları koşuşuyor çevremizde.
Hepsi de Arap şivesiyle "Selamünaleyküm" diyor. "Merhaba" diyenine rastlamıyoruz.
(Daha sonra bu çocukların, okulun yanı sıra Kuran kursuna gittiklerini öğreneceğim.)
HİÇ kimse Elia'nın içine gömüldüğü yoğun hüznün farkında değil.
Çamurlu yollardan geçerken, köyde hiç çiçek olmadığının farkına varıyorum. Ne bir ağaç, ne duvarlara sarılan bir sarmaşık, ne bir cam önü ya da pencere içi çiçeği... Yol kenarına atılmış hayvan artıkları, öylece durmakta. Çevrede iri köpekler...
Bir zamanlar görkemli bir yaşama tanıklık ettiği anlaşılan köy, inanılmaz bir sertliğe, kurşuni bir hoyratlığa gömülmüş.
Baktıkça içim eziliyor.
***
KAYSERİ'de karşılaştığımız yaşlı bir bey, bir zamanlar Germir'in büyük bir yerleşim merkezi olduğunu doğruluyor.
Babasının anlattığına göre eski Germir'de 7 tane fes atölyesi varmış. Yoğun nüfusa ancak yetişebiliyorlarmış.
Bakımlı üç katlı evlerin avlularında fıskiyeli havuzlar ve nadide çiçekler bulunurmuş. Ermenilerin ve Rumların zorunlu göçü sonrasında ise ekonomi çökmüş ve bugünkü görünüm ortaya çıkmış.
***
DÖNÜŞ yolunda Elia; "Annemi bu köyde gözümün önüne getiremiyorum" diyor. "Onun burada yaşadığına inanamıyorum."
Öğleden sonra Kayseri'nin tarihi kalıparçısına gidiyoruz.
Adı "Kazancılar Çarşısı" imiş.
Bu isim, o çarşıda yüzyılın başlarında halı ve kilim ticareti yapan Kazancıoğlu ailesinden kaynaklanıyor mu bilmem ama Elia'nın babası ve amcası burada görkemli dükkanlar açmışlar.
Çarşının kilimciler bölümüne giriyoruz. Dükkanların hemen yanında paça, işkembe, ciğer ve kelle satan kasaplar var. Esnaf Elia'ya kilim satmak derdinde.
O ise babasının dükkanını bulmak istiyor.
Hüzün verici bir deney daha.
***
ERCİYES Üniversitesi Rektörü Mehmet Şahin, ziyaret öncesi Elia Kazan'ı Hilton'daki odasında bulmuş ve görüşmek istediğini bildirmiş.
Kayseri havaalanına iner inmez alanına bir araba göndermiş olduğunu öğreniyoruz. İsteği, doğrudan doğruya oraya gitmemiz.
Elia'nın yorgun olduğunu, önce otele gitmek istediğimizi bildiriyoruz.
Öğleden sonra için bir saat kararlaştırıyor ve üniversiteye gidiyoruz ama ben daha önceden rektörün odasına inip ve uzun bir merdivenle çıkıldığını öğreniyor ve bunun Elia için zararlı olduğunu belirtiyorum.
İsteğimiz rektörün aşağı inmesi ve görüşmenin giriş katındaki odalardan birinde gerçekleşmesi.
Ama ne mümkün.
Rektör kısacık seremoni için Elia'nın merdivenlerden çıkmasında ısrarcı.
Ben, 87 yaşındaki konuğumuzun kalp ve beyin ameliyatları geçirmiş olduğunu, merdiven çıkamayacağını belirtip görüşmenin aşağıda yapılmasında ısrar ediyorum ama rektör bütün yerel televizyonları oraya toplamış ve bu anın illa makamında görüntülenmesini istiyor.
Elia kimseyi kırmak istemiyor ve tutuna tutuna merdivenleri tırmanıyor. Koluma girmiş olan yaşlı gövdedeki titremeleri hissediyor ve duruma isyan ediyorum.
Yukarı çıkar çıkmaz da görüşmeyi terkediyor ve bahçede sevgi gösterilerinde bulunan öğrenciler arasına iniyorum.
Tahmin ettiğim gibi görüşme bir iki dakika sürüyor; rektör Elia Kazan'a Türk bayraklı bir flama takdim ediyor, resimler çekiliyor ve konuk aşağı iniyor.
***
NEYSE ki Kayseri bunlardan ibaret değil. Sokaklarda rastladığımız dost ve aydınlık insanların yakın ilgisi ve Özdemir Türksoyu arkadaşımız ile eşi Canan'ın (ve onların dost grubunun) konukseverlikleri içimizi ısıtıyor.
***
AYRILIRKEN Elia'nın her şeye rağmen mutlu olduğunu hissediyorum.
Mutlu ama 40 yıldır gözlediği Türkiye'deki değişimlerden de bir o kadar kaygılı...
20. yüzyıl sanatına damgasını basmış olan Elia Kazan'ın Kayseri ziyareti böylece sona eriyor.
