ÇİMİZE sinse de sinmese de kabul etmek zorundayız ki Türkiye'nin gündeminde "darbe olasılığı" var. Siyasiler bunu konuşuyor.
Özel sohbetlerde gazeteciler sürekli bu konudan sözetmekte.
Hatta istihbaratı güçlü yorumcular böyle bir darbe için karar alınmış olduğunu, sonra ertelendiğini fısıldıyorlar.
Yabancı gazeteci ve diplomatlar bu olasılığı gözardı etmiyor.
Demek ki durum ciddi.
***
BİR yandan da aklıselim sahibi herkes yaklaşmakta olan darbeyi önleyebilmek için çareler araştırıyor.
Askerlerin bile darbe yapmak istemediği kanısı yaygın.
Ne var ki Türkiye'de ilk kez ordunun isteklerinin karşısına dikilen ve Milli Güvenlik Kurulu'nun "tavsiye" olarak adlandırılan kararlarına uymak istemeyen bir hükümetin gerilim politikası yürürlükte.
Türkiye'de rejimin tehlikede olduğunu düşünen milyonlarca kişi, bir ordu müdahalesi için gerekli halk zeminini oluşturmakla kalmıyor, daha ileri giderek orduyu göreve çağırıyor.
Bunlar çok tehlikeli gelişmeler.
***
TAM bu noktada Mesut Yılmaz'ın ANAP'ı, beklenmedik bir çıkışla Refah ve Doğru Yol'a destek oluyor ve hükümetin Meclis'teki çoğunluğunu pekiştiriyor.
Okullara seçmeli Arapça ve Kuran dersleri konmasını uygun buluyor.
Bu öneri kabul edilirse (ki öyle görünüyor) harf devriminden bunca yıl sonra Türk okullarındaki kara tahtalarda elif, cim, vav harfleri arz - ı endam eyleyecek. Şeddeler, esre, üstünler öğretilecek.
Ayrıca İslam'a göre Kuran okunurken kızların başı açık kalamayacağı için, kız öğrenciler birer başörtüsü taşıyacak ve Kuran derslerinin de başlarını örtecekler.
İşte 1997 Türkiye'sinin de Refah, Doğru Yol ve ANAP'ın el ele vererek gerçekleştirmeye çalıştıkları manzara bu.
Bülent Ecevit ise konuyu bilimsel yönden incelemek eğiliminde.
***
BU iş 8 yıllık eğitim ve imam hatip boyutunu aşmıştır artık.
Türkiye'deki eğitimin toptan İslami kurallara göre düzenlenmesi noktasına dayanmıştır.
Ve eğer Meclis'te ezici çoğunluğa sahip olan partiler bu yasayı çıkarırlarsa, darbe olasılığı artar.
***
BÖYLE bir darbenin hiçbir sorunu çözemeyeceği ve Türkiye'nin içinden çıkılmaz maceralara sürükleneceği kaygısını taşıyoruz.
Sivil güçler olarak herkes, çabasını birleştirmeli ve Türkiye'yi darbe - şeriat açmazından kurtarmanın yollarını aramalı.
Bu yolların en sağlıklısı Meclis'te.
Partilerinin yanlış politikalarına direnme cesareti gösterebilen 20 - 30 milletvekili Türkiye'yi bu açmazdan kurtarabilir.
Belki kısa dönemde ihraçlarla, cezalarla karşılaşırlar, ama Türkiye'ye tarihi bir hizmette bulunmanın onuru, bu küçük ayakoyunlarıyla ölçülemeyecek kadar büyüktür.
***
DSP'den ihraç edilen Bülent Tanla, Bekir Yurdagül ve Gökhan Çapoğlu "milletvekili vicdanı" konusunda unutulmaz bir örnek oluşturdular.
Bu arkadaşlarımız kadar yürekli, yurtsever ve sorumluluk sahibi milletvekilleri aranmakta.
