Zekâsını saklayamayan bakışları ve enerjik hareketleriyle genç adam, ilk bakışta bir aktöre benziyor. İngiltere gibi büyük bir ülkenin dışişleri bakanı olduğunu tahmin etmeniz olanaksız. Ama konuşmaya başladığı zaman karşınıza, konulara son derece hakim, profesyonel bir politikacı çıkıyor. Genç yaşına rağmen David Miliband’in bu koltuğu doldurduğunu ve işini iyi yaptığını hissediyorsunuz. Puslu ve yağmurlu bir adadan neredeyse bütün dünyayı idare etmiş olan İngiliz politikası ve diplomasisi bu genç adamın hareketlerine, sözlerine, gülüşüne damgasını vuruyor. Çarşamba akşamı Miliband, Bahçeşehir Üniversitesi’nde bir konuşma yaptı, soruları cevapladı. Daha sonra Boğaziçi’ne bakan terasta yemeğe katıldı. Yemek sırasında bir ara yanımda oturan Miliband’le sohbet etme olanağı buldum. Eşinin kemancı olduğunu duymuştum; bunu sorduğumda “Evet!” dedi gülerek. Eşi Londra Senfoni Orkestası’nda ikinci kemanmış. Bu orkestranın benim eserleri kaydettiği söylenince “Belki eşim çalmıştır bunları!” dedi ama tarihler tutmuyordu. İncecik olmasına rağmen tabağındaki tatlının yarısını bırakan David Miliband, geceyarısına doğru Sultanahmet Camii’ni gezmek üzere izin isteyip ayrıldı. Hem konferansta, hem de akşam yemeğinde Miliband’e birçok önemli soru yöneltildi ama bunlara tatmin edici cevaplar verdiğini söylemek zor. İngiliz diplomasi geleneğinin bütün hünerlerini sergileyerek, zor soruları hiç bir şey söylemeden atlatmayı bildi. Dişe dokunur bir şey söylemedi. Ve ben gerçek politikacıların, bizim pek alışık olmadığımız, profesyonel ve son derece yetekenekli insanlar olduğunu düşündüm. Çünkü gerçek politikacı işini yaparken, duygularını, saplantılarını, düşüncelerini, hayallerini bir kenara bırakabiliyor ve o anda ne yapması gerekirse onu yapıyor. Sanki o kısacık anda, bütün veriler bilgisayara yüklenmiş ve cevaplar alınmış gibi. Sinirleri ameliyatla alınmışçasına soğukkanlı, dikkatli, zeki ve çabuk düşünebilen insanlar. Zaten böyle özellikleri olmasa, bu genç adamı İngiltere gibi bir yerde o mevkiye yükseltmezler. O ülkede yönetim rastlantılara bırakılmaz. Bu genç ve sevimli yüzün arkasında Churchill’ler, Disraeli’ler, Gladstone’lar var.Sürgünde bulunan Abdülhamid, doktoruna sürekli İngilizlerden söz eder ve “Her işin altında İngiliz parmağı ararım. Çok becerikli, kararlı ve dediğini mutlaka yapan bir millettir” derken, uzun saltanat yıllarının verdiği tecrübeyle konuşuyordu. Miliband’i yakından görünce padişaha hak veriyorsunuz. Bu genç yetenek, ileride Britanya Başbakanı olmazsa şaşarım.
