Şaşırtıcı olduğunu biliyorsunuz.
Önceden okuduklarınız ve duydukla-
rınız sizi çok özel bir gösteriye hazırlıyor.
Ama gene de görür görmez çığlık at-
mak geliyor içinizden.
Çin Seddi öyle kolay kolay kavra-
nacak bir şey değil.
Uçsuz bucaksız ovalar ve vadiler üze-
rinde yükselen sıradağlar, ufuk çizgileri-
ne kadar uzanan kale duvarlarıyla kap-
lanmış.
Kesintisiz uzanıp gidiyor. En yalçın ve
ulaşılmaz tepelerde bile yükseliyor burç
lar.
Sanki insan eliyle yapılmış sıradağla-
ra bakıyorsunuz.
Bazı bölümler sisler ve bulutlar ara-
sında yitip gitmiş.
Eski Çin üniformaları giymiş askerler
nöbet tutuyor, dev Asya davullarının
gümbürtüsü, atılan top seslerine karışı-
yor ve siz derin Asya toprağında Çin
Seddi'ne yaklaşan Türk-Moğol ordu-
larının nal seslerini duyduğunuzu sanı-
yorsunuz.
İşte Asya bu!
Çin Seddi'nin altı bin kilometre uzun-
luğunda olduğunu öğrendiğimiz zaman
şaşkınlığımız iyice artıyor. Bu öyle bir
mesafe ki bırakın kale duvarı örmeyi, u-
çakla gitmek bile zor.
Hangi insan emeği o taşları yukarı çı-
karmış, kaç milyon insan Çin Seddi'ne
vermiş ömrünü belli değil.
Bazı bölümleri o kadar dik ki dağa çı-
kar gibi tırmanıyorsunuz basamakları.
***
Çin Seddi'nde durmuş, "Bu kadar
çılgın bir rüyayı ancak Asya des
potizmi gerçekleştirebilir" diye dü
şünüyordum.
İnsan emeğini ve milyonların hayatını
hiçe sayan mantığın, doğaya kafa tut-
masıydı bu.
Öğleden sonra gördüğümüz Ming
Hanedanı'nın 13'üncü İmparato-
ru kendisi için gizli bir mezar yaptırmış.
Imparator ve karıları gömülünce de
mezarın izi kaybettirilmiş. Yıllarca saklı
kalan mezarı, 1950 yılında bir köylü
bulmuş.
Yerin altında, yirmi santimetre kalınlı-
ğındaki yekpare mermer kapılardan ge-
çerek giriyorsunuz mezara. Yüzyıllarca
ışık görmemiş bu salonlar mermer so-
ğukluğuyla içinizi ürpertiyor.
Mezarların yapımı altı yıl sürmüş ve
her gün otuz bin işçi çalışmış.
Bu, toplam olarak altmışbeş milyon
günlük işgücü harcandığı anlamına geli-
yor.
İki yüz ton altına malolmuş. Bu para
o zamanlar yüz milyon kişiyi bir yıl bes-
lemeye yetermiş.
İmparator hazretlerinin yeraltındaki
mermer mezarına harcanmış.
***
Mezarın yapıldığı 16'ncı yüzyılı düşü-
nüyorum. Gelişmesinin en üst noktasın-
da olan Osmanlı İmparatorluğu'nun
sultanları, Ming Hanedanıyla karşılaştı-
rıldığında ne kadar da alçakgönüllü ka-
lıyor. Adlarına yapılan birer cami ve sa-
de birer türbe ile yetinmişler.
Bütün dünyaca "Muhteşem" diye
anılan, Kanuni'nin onca fetihten ve za-
ferden sonra Zigetvar'a gömülmüş o-
lan kalbi, ne kadar da sade ve doku-
naklı bir töreni hatırlatıyor.
Ne de olsa kullarının her gün; "Mağ-
rur olma padişahım, senden bü-
yük Allah var" diye uyarmasına alış-
mış olan imparatorlar bunlar.
Başka uygarlıkları görünce ne kadar
sade oldukları daha iyi anlaşılıyor.
