Bravo Çelik Gülersoy'a.
Hürriyet'in İstanbul ekinde "Orman, yine orman, yine orman" adlı bir yazı yayınlamış.
Yazının satır arasında, kendini tutmaya çalışan büyük bir öfke seziliyor:
"Ta Sofya'dan gelip, Boğaz'a kadar erişen bir büyük orman, çoğu da meşelik."
Bu uçsuz bucaksız yeşillik, her yeri örtüyordu... Katliam, 1950 sonrası nüfus patlaması ve İstanbul'a akın döneminde yaşandı. Günümüzde de olanca hızı ile hatta artarak sürüyor.
Gülersoy, tufanı haber veren Nuh Peygamber gibi, hepimizi bekleyen felaketi kafamıza sokmaya çalışıyor: "Tepemiz delindi beyler. İşin ucu gözüktü. Bu toptan yokoluşun tek reçetesi oksijen üretimi. O da ormanla kabil... Güzellikten, yeşillikten, estetikten bile vazgeçtik. Orman artık bir can pazandır."
XXX
20. Yüzyıl insanının düşünce tarzında bir sakatlık var galiba. Herkes o kadar ekonomik terimlerle düşünüyor ve kısa vadeli çıkarlarla uğraşıyor ki, insanoğlunun gezegenimiz üzerindeki macerasının bir felakete dönüştüğünü göremiyor.
Her gün geçtiği yollarda çınarların, sedirlerin katledilişine duyarsız kalan insanlar, faizlerin inip çıkıyla, Ankara dedikodularıyla, kim kime arzetmiş, kim kimden rica etmiş saçmalıklarıyla uğraşıyor.
XXX
Gülersoy'un yazısı tam gününe rastladı. Çünkü bugünlerde bir ormanın daha katledilişine tanık oluyoruz. Her gün, hızar ve balta seslerinin birer çığlığa dönüştüğü cinayetleri izliyoruz. Boğaziçi'nin en güzel korularından biri: Kireçbumu Korusu. Baştan başa sedir ve çam ağacıyla kaplı. Ağaçlar neredeyse denize kadar iniyor.
Yıllar önce koruyu gören bir İtalyan'a "paradiso" (cennet) diye çığlık attırmış bir yer.
Ormanla denizin, yeşille mavinin içiçe geçtiği ve doğanın insanı sarhoş ettiği bir mucize.
Gelin görün ki, necip milletimiz sayesinde bu koru da yok olmaya yüz tuttu. Asırlık sedir ağaçlarıyla hiçkimse ilgilenmiyor. Ağaçlar zamanla, dev sarmaşıklar tarafından yenilip yutuluyor, içten içe çürümeye başlıyorlar. Bir Karadeniz fırtınasında üç beş dalları kırılıyor. Derken gelsin baltalar, testereler.
Sedir ormanının içindeki oyuntulara gecekondular oturtuyorlar. Ne su, ne kanalizasyon, ne güvenlik... Orman içindeki bu karton, naylon, teneke, tahta karışımı kulübelerde tüp gazlar yanıyor.
Bunun sebebi yoksulluk olamaz.
Hızlı göç, nüfus artışı, insanların konut ihtiyacı gibi gerekçeler anlaşılabi lir, hatta hak bile verilebilir.
Ama Boğaziçi'nin tarihi ormanlarını kesip de yerine ahır gibi kulübeler kurmanın hiçbir mantığı yok.
Yıllardan beri orada yaşamakta olan insanları tedirgin etmek ve evlerini yıkıp sokağa atmak yanlış olur.
Bunları yazmaktaki amaç, ormanlarda yeni gecekonduların oluşmasını önlemek.
Fransız köylüsü Paris'e gelip de Boulogne Ormanı'na gecekondu yapabilir mi? Ağaç kesebilir mi?
XXX
Necip milletimizin kirletmediği su, çöplük haline getirmediği koru kalmadı.
Bir yürüyüşe çıkayım deseniz, tuvalet kağıdından insan pisliğine, naylon torbadan kırık rakı şişesine kadar görmediğiniz iğrençlik kalmıyor.
XXX
Bu ormanlara kim sahip çıkacak?
Bakanlık mı, Orman Genel Müdürlüğü mü, İstanbul Başmüdürlüğü mü Belediye mi?
İşte size bir cinayet ihbarı.
Buyrun ilgilenin!
