Oldum olası arkasında zeka pırıltıları
çakan işlere hayranlık duyarım. Bu bir
politik konuşma olabilir, bir film, bir cüm-
le, bir kitap olması mümkündür. Yeter ki
sizi şaşırtan, hayranlık uyandırıcı bir zeka
pırıltısı taşısın.
Dünya edebiyatında pırıltılı zekalara
sıkça rastlanır: Oscar Wilde bunlardan
biridir. Bernard Shaw da diğeri. Eins-
tein gibi bilim adamlarının zeka kapasi-
teleri gündelik şakalarından ve paradoks-
larından anlaşılabilir.
XXX
Zeki insanların dillerini tutmaları çok
zordur. O anda kafalarında çakıveren kı-
vılcımı herkesle paylaşmak, bütün dün-
yaya duyurmak isterler. Uygun bir kafiye
bulunca, kendi kendini "zemmeden" şa-
ir gibi, zekaları ve sivri dilleri kendilerine
karşı çalışır.
Bunun en güzel örneklerinden biri ün-
lü şairimiz Nef'i'dir.
Çok bilinen bir hikayedir ama o kadar
güzeldir ki, bir kez daha anlatılmasında
yarar var:
Nef'i "Siham-ı Kaza" adlı eseriyle
padişahı öfkelendirmiş ve idam cezasına
çarptırılmıştır.
Hatta saray bahçesinde padişahın hu-
zurunda tam Siham-ı Kaza okunurken
yıldırım düşmesi üzerine;
"Gökten nazire indi Siham-ı Ka-
zasına
Nef'i kendi diliyle uğradı hakkın belası-
na"
beyti yazılmıştır.
Zavallı Nef'i zindanda yatar ve idam
edilmeyi beklerken zenci bir ağa gelir. Şa-
iri kurtarmak istemektedir. Bunun için
padişaha, şefaat dileyen bir mektup yazı-
lacak, onun affına sığınılacaktır. Kağıt,
hokka, divit çıkarır ve mektubu yazmaya
koyulur. Bir ara divitten iri bir mürekkep
damlası düşer kağıda. Nef'i yutkunur,
susar, kıvranır ve sonunda kendini tuta-
mayarak, zenci ağaya "Efendim" der.
"Mübarek teriniz damladı."
Ağa sinirlenir, "Allah senin layığını
vermiş!" diye bağırır ve çıkar gider.
Şair kendisine sunulmuş olan son ya-
şama fırsatını da yitirir ve idam edilir.
Acaba Ağanın gidişinden ölümüne ka-
dar geçen süre içinde Nefi ne düşün-
müştür?
Bir ömrü bir espriye feda etmiş olma-
nın acısı ve pişmanlığı mı çökmüştür içi-
ne.
Yoksa o güzellikteki bir espriye "yüz şa-
ir feda olsun" mu demiştir.
Bu soruların cevabını almamıza imkan
yok.
Ama, bana kalırsa Nefi'nin bu hare-
ketinin bir tek sebebi vardır, Kendini tuta-
mamak!
XXX
Kendini tutamayanlar grubuna girer
bir arkadaşım var: Ataman Onar.
Geçenlerde liderlerin açık oturumunu
seyretmiş. Hükümetin insan haklan ve
demokratikleşme programını destekle-
mesine rağmen aklına bir soru takılmış.
Hatırlarsanız Erbakan'ın Güneydo-
ğu'da zulüm yapıldığını söylemesi üzeri-
ne Demirel, "Zulüm yapan bir görevli bu-
lursam, anasından doğduğuna pişman
ederim" demişti.
İşte arkadaşım "İnsan hakları ve mo-
den sorgu yöntemleri içinde bir insanı
anasından doğduğuna pişman etmek
nasıl mümkün olabilecek?" diye soruyor.
Ama bu şakadan daha önemlisi Anka-
ra'da kimin kimi devireceği tartışmaları
sürüp giderken dile getirdiği bir yargı:
"Bir devrilmeyecek kadar küçük-
ler vardır.
Bir de devrilemiyecek kadar bü-
yükler."
XXX
NOT: Bugün Byelo-Rusya'nın Minsk
şehrine gidiyorum. Oradan yazı geçip ge-
çemeyeceğim meçhul.
Köşemizi bir-iki gün boş bırakmamızın
anlayışla karşılanacağını umarım.
