Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, insanlığın binlerce yıl içinde geliştirdiği temel kavramları ters yüz edemezsiniz. Bazı toplumlar, belirli dönemlerde insani gelişimin dışına düşer ve bunu da kalıcı sanırlar ama sonunda evrensel kurallar galip gelir ve o toplumu bir düzeltmeye tabi tutar. Bir düşünelim: Güzel sanatlar nedir? Eskiden “bedii zevk” denilen yüksek estetik kaygılar ne için toplumlarda bu kadar önemli yer tutmuştur? Niye birçok gelişmiş ülke, genç kuşakların zevklerinin incelmesi için çalışmıştır? Ekonomik olarak gelişmiş ülkelerde tiyatro, resim, edebiyat, bale niçin bu kadar önemlidir? Bu ülkeler zengin oldukları için mi yüksek zevklere yönelmiştir yoksa bu birikim mi onları zengin etmiştir? Bunlar önemli sorular. Ve cevapları belli. Dünya uzun vadede güzeli, doğruyu, iyiyi arar. Belki çok acı çekilir, çok kişi bu yolda kırılır ama eninde sonunda iyi, güzel ve doğru olan kazanır. Gelin bu görüşler ışığında İstanbul’un röntgenini çekelim: Bazı ayrıcalıklar dışında genel olarak ne görüyoruz? Çirkinlik, kabalık, hoyratlık, kötü niyet, ilkellik. Bazı mahallelerden geçerken lağım kokusu burnunuzun direğini kırıyor ama bir bakıyorsunuz orada kahvede oturmakta olanlar hayatından memnun. Çünkü o ağır kokuyu duymaz hale gelmişler. Buna alışmışlar. Türkiye’de birçok kesim de çirkinliğe, hoyratlığa, kabalığa alıştı. Hele genç kuşaklar ve çocuklar, dünya hep böyledir sanıyor. Onlara hiç kimse iyi, doğru ve güzel şeyler öğretmeye çalışmıyor. Ne televizyon ekranında görüyorlar bunu ne de gündelik hayatlarında. Bazen kulak misafiri oluyorum ve sokakta birbirine “lan” diye hitap etmeyen genç insan göremiyorum. Ama lağım kokusunu duymaz olan insanlar gibi toplumun bir bölümü de çürümeyi, çirkinleşmeyi görmüyor. Buna alışıyor. Ve sürekli çirkin bina, çirkin insan, kötü müzik, kötü koku içinde yaşamak insanı yoruyor. Sanat nasıl insanı yüceltiyor ve dinlendiriyorsa bu ortam da herkesi aşağı çekiyor. Bir de bükemediği bileği öpenler var. Bazıları durmadan bu çirkinliğe alkış tutuyor. Ve ben bu işi niye yaptıklarını hiç anlamıyorum…
