Düşünün ki bahçenizde bir havuz var: Durmadan su kaybeden bir havuz. Çünkü yakınlarınız havuzda koskoca bir delik açmışlar. O delikten harıl harıl su boşalıyor.
Suyun azaldığını görüp panikliyorsunuz ve kibirli, size pek yüz vermeyen komşunuzdan su dileniyorsunuz. O da nazlı nazlı elindeki hortumla havuza su ekliyor ama delik o kadar büyük ve kaybedilen su öylesine çok ki, zengin komşunuzun arada bir tuttuğu hortumdan gelen su açığı kapatmaya ve su seviyesini yükseltmeye yetmiyor.
Çırpınıyorsunuz, su seviyesini korumaya çalışıyorsunuz.
Aslında yapmanız gereken tek şey o koskoca deliği kapatmak, su kaybını önlemek: Ancak o zaman komşunuzun akıttığı su bir işe yarayabilir; yoksa o yardım da koskoca delikte yokolup gidecek.
Bu gerçeği biliyorsunuz ama havuzu delen ve suyu boşaltan kişiler yakınlarınız. O yakınlara dokunmamak için koskoca havuzu feda ediyorsunuz.
★★★
Yukarıdaki hikaye ilkokul çocukları için yazıldı ama durumumuzu tam olarak açıklamakta.
Kamu Bankaları'nda "görev zararı" adı altında gizlenmekte olan hortum 20 milyar dolar.
Özel bankalarda batan para 10 milyar dolar.
İhalelerde iktidar yandaşı iş adamlarına akıtılan milyarlarca doları da buna ekleyin; devlet saltanatını da üstüne koyun.
Sonra da dönüp IMF'ye ve Dünya Bankası'na "bir avuç dolar için" yalvarın.
Bu kadar büyük deliğe su mu dayanır!
Nedense hükümetin aklına her türlü önlem geliyor da delikleri tıkamayı bir türlü düşünemiyorlar.
Çünkü iş gelip yakınlarına, en yakınlarına dokunuyor.
Bu "yakınları" feda etmemek için koskoca Türkiye'yi dize getiriyorlar.
★★★
Geçenlerde Türkiye'yi ziyaret eden Avrupa Parlamenterleri'ne tepki gösterdik. Onları "sömürge valisi" gibi davranmakla suçladık.
Eğer bu tesbitimiz doğruysa Dünya Bankası başkanı Wolfensohn'u hangi sıfatla anmamız gerekiyor?
Gördüğünüz gibi adam "Elektriğe zam yapın." talimatını veriyor. Hemen o gün emri ikiletmeden yerine getiriyoruz.
"Bir güven mektubu açıklayın!" diyor. Derhal "Başüstüne!" diyoruz.
"Telecom ihalesini sonlandırın!" buyuruyor. Liderlerimiz toplanıp hemen denileni yapıyorlar.
Kasamızın anahtarını IMF'nin masa şefi Cotarelli'ye teslim etmişiz. Adam sık sık teftişe geliyor ve ondan habersiz bir tek imza bile atamıyoruz.
Hükümet Cotarelli'den izin almadan hiçbir ekonomik kararı imzalayamıyor; hiçbir yatırım yapamıyor.
★★★
Avrupa Parlamenterleri'nin demokratikleşme taleplerini dile getirmeleri ile bu durum karşılaştırılamaz bile.
İlki diplomatik müzakerelerle çözümlenebilecek bir konu; ekonomik alanda ise tam bir bağımlılık söz konusu.
Ekonomi programımıza hükümet değil, IMF ve Dünya Bankası karar veriyor.
Bu durumda insan sormadan edemiyor: Wolfensohn'a ve Cotarelli'ye ne gibi bir ünvan vermemiz gerekmekte?
★★★
Eğer gelip geçen hükümetler kendi siyasi başarılarını finanse etmek için Türkiye'yi soydurmasalardı bu duruma düşmemiz mümkün değildi.
Şimdi hamasi nutuklarla, halkın gözünü boyayacak kafa tutmalarla gerçek durumu saklamaya çalışıyorlar.
Ama herkes biliyor ki alanları dolduran memura işçiye şahin kesilen hükümetin boynu, Dünya Bankası ve IMF'nin önünde kıl gibi ince.
Ekonomik bağımsızlığını yitiren bir ülke, diğer alanlarda nasıl bağımsız olabilir ki?
