1989 yılı, yaz ayları.
Akatlar'daki evimde oturuyorum. Müthiş
canım sıkkın; çünkü bir gün sonra Açık
Hava Tiyatrosu'nda vereceğim konserin iptal
edildiğini bildirmişler.
Valiliklerin yeni modası bu: Aspendos'ta,
Efes'te, stadyumlarda vereceğim konserler son
gün iptal ediliyor. Ertesi gün binlerce insan
akın ediyor ve çevik kuvvet dağıtıyor herkesi.
Döner bıçaklı futbol fanatiklerine hoşgörülü
davranan çevik kuvvet, bu uygar, gelişmiş ve
temiz insanları çil yavrusu gibi dağıtmaktan
zevk alıyor. Bir gün sonra Açık Hava önünde
de aynı sahneler yaşanacak.
Ne yapacağımı bilemiyorum, çaresizim.
O sırada telefon çalıyor. Yeni tanıştığım Zafer
Mutlu hatırımı soruyor. Durumu anlatıyorum.
Bunun üzerine gazetenin sahibi Dinç Bilgin
ve ailesiyle birlikte yemek yiyeceklerini söylü-
yor ve bizi de davet ediyor.
Gidiyoruz, tanışıyoruz. Konu açılıyor, duru-
mu anlatıyorum.
Dinç Bilgin'in müthiş canı sıkılıyor bu işe.
Yardımcı olmak istiyor.
Ertesi sabah Zafer Mutlu valiyi arıyor, gaze-
te ağırlığını koyuyor ve konsere çıkabiliyorum.
Yıllardır ilk kez bir basın kuruluşu yardım
ediyor bana.

Daha sonra gazetede yaşam öykümü ya-
yınlıyorlar ve Pazar günleri yazı yazmamı
istiyorlar; başlıyorum.
Derken Dinç bey ve Zafer yazıları haftada
dörde çıkarmam için ısrar ediyorlar, sonra altıya.
Yöneticilik teklif ediyorlar ama bu işin be-
nim harcım olmadığını düşünüp kabul edemi-
yorum.
Yazarlık sürüp bugünlere kadar geliyor.

Bunca yıl içinde Dinç bey herhangi bir ya-
zımla ilgili en ufak bir engelleme imasında
dahi bulunmuyor. Kendi görüşleriyle bağdaş-
mayan yazılarımı bile üç kuşaktır gazeteci olan
bir insanın olgunluğuyla karşılıyor.
Bu köşede istediğim her şeyi yazıyorum.
Sanıyorum ki bazı yazar arkadaşlarımızla il-
gili üzücü gelişmeler, ülke koşullarının Dinç be-
yi çok zorlaması sonucu ya da ona rağmen
meydana geliyor.
En kara günlerimizde, hastalıkta, sağlıkta
Bilgin ailesinin dost sıcaklığını hissediyoruz.

Sonra grupta mali sıkıntılar başgösteriyor. İş-
lerin ve ticari gelişmelerin ayrıntılarını bil-
miyoruz ama yönetimin son derece sıkıntıda
olduğunu seziyoruz.
Derken Etibank krizi patlıyor ve grup, freni
patlamış bir otomobil gibi yokuş aşağı gitmeye
başlıyor.
Etibank'a el konulduğunda yurt dışında
olan Dinç bey ilk uçakla dönüyor; durumu
gözden geçiriyor ve sonra en zor kararı vere-
rek, kurduğu gazetelerin, televizyonların, dergi-
lerin yönetimlerini devrediyor.
Yaygın deyimiyle "ceketini alıp" çıkıyor.
Türkiye'deki 10 batık banka sahibinden hiç
birinin gösteremediği soyluluğu sergiliyor.
19. yüzyılda Selanik'te dedesinin başlattığı
macera böylece noktalanıyor.
Dinç Bilgin bugün "denizini kaybeden de-
nizci "gibi, bir yandan gazetesini ve televizyo-
nunu yitirmiş bir gazetecinin üzüntüsünü ama
aynı zamanda da borçlarını ödemiş bir insanın
iç huzurunu duyuyor olmalı.
Bilgin ailesine sağlıklı ve huzurlu yıllar dili-
yorum.

Not: Dinç bey bu gazetenin patronu iken
böyle bir yazı yazmam doğru olmazdı ama
şimdi, gazete ile hiç bir ilgisinin kalmadığı bir
dönemde, tanıdığım Bilgin'i anlatmak benim
için bir borç haline geldi.