Eğer büyük bir ülke olmak iddianız varsa uluslararası hukuk kurallarına, evrensel insan haklarına, mülkiyete saygı göstermeniz gerekir. Çünkü Osmanlı’daki meşhur deyişle “Memleket adl üzre yürür.” Bu açıdan bakınca, azınlık vakıflarının el konulmuş olan mallarının iadesi harika bir gelişme. Bir ayıbın, bir haksızlığın, bir tarihi hatanın düzeltilmesi. Bu girişimin bütün dünyada takdir toplayacağına da hiç kuşku yok.
Aynen bunun gibi devlet adına faili meçhul cinayetler işleyenlerin üzerine gidilmesi, bunlardan hesap sorulması da çok olumlu. TBMM Komisyonu raporuna göre 17 bin faili meçhul cinayet işlenmiş bir devlete “hukuk devleti“ demek mümkün değildi. Şimdi bu karanlık dönem ucundan kıyısından aydınlanmaya başladı. Cinayetlerin üzerine örtülen esrar perdesi biraz aralandı. Umarım sonuna kadar gidilir ve Türkiye bu ayıptan da kurtulur.
Eski Genelkurmay Başkanı Koşaner’in söyledikleri de aydınlanmanın bir parçası olarak görülebilir. Aralarında kulunuzun da bulunduğu birçok kişi yıllardır bu gerçekleri yazıp çiziyordu ama aldıran yoktu. Tam tersine bu eleştiriler, ordu düşmanlığı olarak adlandırılıyor, basındaki birçok faşist kalemin saldırmasına yol açıyordu. Umarım, Koşaner’in sorumluluk ve cesaretle söylediği bu sözler ordudaki yanlışların giderilmesi için bir milat olur.
Ordunun iç siyasetteki ağırlığının azalması da azımsanmayacak bir gelişme. Darbelerin tahrip ettiği demokrasiyi işler kılacak önemli bir hamle. Bir anlamda normalleşme. Ama… Buraya kadar yazdıklarımız zaten yıllardır savunduğumuz, hatta uğruna ağır bedeller ödediğimiz ilkeler. İktidarda kim olursa olsun bu ilkeleri dile getirmekten vazgeçemeyiz. Bu yüzden olumlu gelişmeleri art arda sıraladıktan sonra sıra AMA’lara geliyor. Deniz Feneri davasına bakan üç savcının yerlerinin değiştirilmesi, hak-hukuk kavramıyla bağdaşıyor mu? Hayır! Haklarında kesinleşmiş hüküm bulunmayan, seçilmiş milletvekillerinin hapiste tutulmaları, demokrasi ilkesiyle bağdaşıyor mu?Hayır! Davalarda kurunun yanında yaşın da yanması, bazı kişilerin somut deliller olmadan yıllarca hapiste yatmaları hukuk anlayışına uygun mu? Hayır! Cumhuriyet tarihi boyunca, en fazla sayıda seçilmiş siyasetçinin hapiste olması demokratik mi? Hayır! O zaman şöyle bir soru geliyor insanın aklına:Bu ülkede niye iyi ve kötü gelişmeler hep aynı anda oluyor? Niye hukuk, herkese eşit muamele etmiyor? Niye huzura kavuşamıyoruz, niye içimiz tam olarak rahat etmiyor?
