Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Son aylarda bir kuralı unuttuk galiba:
Hükümet kurmak bir ülke için amaç değil araçtır.
Hükümetler, ülke sorunlarını çözmek için kurulur ve sonunda başarılı ya da başarısız olurlar.
Hükümet kurmanın başlı başına amaç sayıldığı bir demokrasi olamaz.
Enflasyonun lenf bezleri şişmiş, güvenlik delik deşik, ülke cadı kazanı gibi fokur fokur kaynıyor, ekonomi iç ve dış borçlardan yakasını kurtarıp bir türlü faiz – döviz kıskaçından sıyrılamıyor, halkın ekmeği bile elinden alınmakta, üniversiteler huzursuz…
Böyle bir durumda, iki – üç lider anlaşıp hükümet kurdu diye sevinilir ve dertler bitti sanılabilir mi?
Bu yüzden hükümet bir amaç olamaz; ancak bir araçtır.
***
Artık iyice ortaya çıktı ki Türkiye bu aracı bir türlü oluşturamıyor.
Bu durumda en akla uygun çare Bülent Ecevit‘in başkanlığında geniş tabanlı bir koalisyon oluşturmak ve birikmiş sorunları çözerek, yeni bir seçim yasasıyla, Türkiye’yi seçimlere götürmek.
DSP ile diğer partiler arasında görüş farkları bulunabilir ama hangi parti arasında bu fark yok ki?
Hazırlanacak sağlam ve Türkiye’nin temel önceliklerini saptayan bir protokol ile bu görüş ayrılıkları bir süre için aşılabilir.
Böyle bir dönemde siyasetteki itibar erozyonu önlenebilir, halkın siyasilere tekrar güven duyması sağlanabilir.
Seçmenin kafası berraklaşır ve gelecek seçimlerde 24 Aralık kargaşası yaratmayacak sonuçlar doğabilir.
Türkiye’de politikayı derde sokan “sağın sağla, solun solla mücadelesi” döneminin sona ermesi yolunda adımlar atılabilir.
Ve Ecevit başkanlığında kurulacak ve bir anlamda “milli mutabakat hükümeti” anlamına gelecek bir kabine, gittikçe yoğunlaşmakta olan karamsarlık bulutlarını bir ölçüde aralayabilir.
Bu bir geçiş formülüdür ama şu andaki seçeneklerin en iyisidir.
Bu yüzden Cumhurbaşkanı’nın, sıradaki parti lideri olan Bülent Ecevit’e hükümeti kurma görevi vermesi, krizi aşmaktaki sihirli formül olabilir.
Böylece bir zamanların Demirel – Ecevit kan davası, yeni dönemde tarihi bir işbirliğine dönüşebilir.
TÜRKİYE – YUNANİSTAN
Bütün olumsuzluklara rağmen niye acılaşmıyoruz ve bu ülkeye güvenmeye devam ediyoruz biliyor musunuz?
Bu halkın içinde aydınlık bir nehir akıyor ve fırsat bulduğu noktada ortaya çıkan bir çavlan gibi köpürüyor da ondan.
Bazen bir yeraltı nehri gibi görülmez oluyor ama orada olduğunu ve debisinin sağlıklı enerjisini algılayabiliyorsunuz.
Önceki gün bu köşede yayınladığımız Türkiye – Yunanistan dostluk çağrısına imza yağdı; hala da devam ediyor.
Türkiye’nin en önemli siyasilerinden, aydınlarından, gazetecilerinden tutun da adını bilmediğimiz aydınlık insanlarına kadar binlerce dost imza verdiler.
Yakında bütün bu imzalar iki ülkede de yayınlanacak.
Teşekkürler…
