Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
“Pir Sultan kızıydım ben de
Banaz’da Kanlı yaş akıttım baharda güzde
Babamı astılar kanlı Sivas’ta
Darağacı ağlar Pir Sultan deyi”
Pir Sultan‘ın kızının yaktığı bir ağıttır bu.
Kuşaktan kuşağa aktarılmış ve Anadolu Alevilerinin kutsal bir yadigarı olarak bugünlere ulaşmıştır.
Ağıt, dört yüz yıl önce yapılan bir zulmü anlatır.
Ne tarih kitapları bir idamı böylesine gündeme getirebilir, ne de bilimsel araştırmalar.
Bugünün iletişim dünyasında çok övündüğümüz internetler, satelitler, televizyonlar bile, çağları aşan böyle etkili bir iletişim gücüne sahip değildir.
Bir ağıt, sistemi yenmiş ve dört yüz yıl sonra yaşayanların kulaklarına, haksız bir idamı, bir zulmü anlatmayı başarmıştır.
***
Bugün Sivas‘ta oyunlar oynanıyor.
Güzel Sivas‘ı, yine “kanlı Sivas” yapmaya yönelik tezgahlar hazırlanmakta.
Terör bahane edilerek köyler boşaltılıyor, muhtarlara baskı yapılıyor ve halk zulüm görüyor.
Ama Türkiye’nin her köşesinde gördüğümüz uygulama burada da gündemde: Baskılar Alevi köyleri üzerinde yoğunlaşıyor.
Alevileri kışkırtmaktan, Sünni ve Alevi kesimini birbirine düşürmekten medet umanlar var.
Kahramanmaraş‘ta, Çorum‘da, Gazi Mahallesi‘nde, Sivas‘ta bu oyunu oynaya oynaya bıkmadılar.
Ne var ki Alevi kesimi, umdukları gibi ayağa kalkmadı.
Silaha sarılmadı.
Çünkü yüzyıllardan beri kutsal bir sır gibi taşıdığı kültür Aleviye, insan sevgisini, dostluğu, kardeşliği öğütlüyor.
Büylük ustaları “Gönül yıkma” diyor “yoksa Kabe’ye yüz kere de gitsen affettiremezsin!”
“Eline, diline, beline sahip ol!” öğüdünü tekrarlıyor.
“Ayrı gayrı bu din nedir dost?” diye sorguluyor.
***
Alevi kültürü, demokrasiye ve çağdaş insan değerlerine çok ya-kındır.
Bu yüzden Aleviler, siyasi tercihlerini hep demokrasiden yana yapmışlardır.
Atatürk‘ü kayıtsız şartsız desteklemeleri ve bu desteği bugün de sürdürmeleri ise ayrı bir özellikleri.
Sivas‘ta devlet ne yapmak istiyor?
Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal‘in yanında yer alan ve bugün de Atatürk ilkeleri doğrultusunda bir demokrasiyi savunan Alevileri ezerek nereye varmak istiyorlar?
Ve bu tehlikeli oyunun arkasında kim var?
Cumhurbaşkanı’nın, resmi raporlarla yetinmeyip, bölgeye giden milletvekilleri ve muhtarlarla görüşmesi gerekiyor.
Gerçeğe ancak bu yoldan ulaşılabilir.
***
Türkiye’de devlet halkına değil, memuruna güvenir.
Vahim bir hatadır bu.
Eğer bir bölgeden şikayetler yükseliyorsa, birkaç yetkilinin resmi raporuna dayanarak, halkın yalan söylediği düşünülmemeli.
Yoksa Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık, Sivas köylerinin yalan söylediği, Gazi Mahallesi’nin yalan söylediği, Tunceli köylülerinin yalan söylediği, Güneydoğu’dan göç edenlerin, işkence görenlerin, hapistekilerin, kısacası halkının yarısından fazlasının yalan söylediği bir ülkede yaşadığımız savını kabul etmek zorunda kalır ki böyle yalancı bir ülkeyi yönetmeye değmez zaten!
Koskoca bir halkı suçlamak yerine, birkaç sorumlu memuru ortaya çıkarıp cezalandırmak daha kolay değil mi?
Devlete mensup kişilerin de suç işleyebileceğini itiraf etmek bu kadar mı zor?
