Birkaç gün önce eski Fransa Başbakanı Dominique de Villepin onuruna verilen ve az sayıda kişinin ağırlandığı bir yemekteydim. Biraz hoşbeşten sonra konu Türkiye’deki yeni anayasa hazırlığına geldi. Ben, yıllardan beri -yani bu hükümeti kuran parti bile ortada yokken- sahip olduğum fikirleri tekrarladım. Özetle dedim ki: “Bir anayasada ne yazıldığından çok o anayasanın nasıl hazırlandığı önemlidir. Çünkü bu metnin, toplumun bütününü kapsayan bir sosyal kontrat haline gelmesi için her kesimin katkısı gerekir. Parlamentolar anayasa yapmamalı. Çünkü her iktidar anayasayı kendi istediği yönde hazırlayacaktır. Ayrıca bizde partiler değil, başkanları önemlidir. Parti başkanları seçilmiş krallardır. Dolayısıyla böyle hazırlanan anayasalar tek kişinin istediği anayasa olur.” Masadaki az sayıda Türk dostlarımızdan bazıları buna itiraz etti. Bu Meclis’in meşru olup olmadığını tartıştığımı, sonuçta sözü AKP hükümetine bağladığımı sandılar. Ve ben bir kez daha bu meseleyi açıklamanın ne kadar zor olduğunu düşündüm. Masanın gündemini çok fazla meşgul edemeyeceğim için de sustum. Elimde bir kitap var. Ali Rıza Bozkurt’un yazdığı “Cumhur’un Anayasası” adlı bir kitap. Alt başlığı ise “Sihirbaz Kutusu.” Elimde olsa bu kitabı herkese okutmak isterdim. Ali Rıza Bozkurt, uluslararası başarılar kazandığı bir mühendislik geçmişinden sonra on yıl Harvard’da araştırma görevlisi olarak dirsek çürüttü ve John F. Kennedy Yönetim Fakültesi’nde, dünyanın bu konudaki en büyük isimleriyle anayasa üzerinde çalıştı. Kitap bu teorik bilgiyi Türkiye gerçeğiyle harmanlıyor. Bozkurt gibi bir mühendis, doğru bina inşa edebilmek için sağlam ve yine doğru bir temel atmak gerektiğini bilir. Anayasa da bir toplumun temelidir. Sivil anayasa yapıyoruz diye bu önemli temeli siyasetçilerin geçici çıkarlarına (AKP-CHP-MHP vs.) emanet ederseniz, toplum bunu bir temel olarak algılamaz. Türkiye gibi zaten yürütme ve yasama erklerinin iç içe geçtiği bir ülkede bu temeli oturtamazsınız. Dolayısıyla üzerindeki bina da çürük olur.

Biz yıllardan beri bu meclise paralel ikinci bir ‘Anayasa Meclisi’ seçilmesini, meclise katılacak olanların toplumu temsil yeteneğinin bulunmasını ve bu kişilerin bir daha ömür boyu siyasette yer almayacaklarının garanti edilmesini savunduk. Bu öneriyi, anti demokratik bulanlar da oldu. Oysa bakın bugün Meclis Başkanı Köksal Toptan da büyük bir sağduyuyla aynı şeyi söylüyor. İnanın bana, kalıcı ve sağlam bir Anayasa hazırlamanın tek yolu budur. Yoksa bugün AKP bir anayasa hazırlar, yarın başka bir parti gelir bozar. Oysa Anayasalar yaz-boz tahtası olmamalıdır.

O masa çevresindeki arkadaşlar, biraz günlük siyaset dışında düşünseler, benim sadece AKP’nin hazırlayacağı anayasaya değil, CHP’nin ya da diğer partilerin hazırlayacağı anayasaya karşı olduğumu da anlayacaklar. Askerin anayasa hazırlaması ise hiçbir biçimde kabul edilemez. Evet, anayasanın sivil olması şarttır ama yetmez; aynı zamanda toplumun bütününü kucaklayan, konjonktüre dayalı çıkarlardan arındırılmış, gerektiğinde “politikacıları anayasanın çarmıhına gerecek” bir metin olmalıdır. Yoksa daha çok bocalarız. İşte Ali Rıza Bozkurt’un bu son derece önemli kitabı, bu gerçeği bilimsel yöntemlerle anlatıyor.