SON günlerde Meclis ve medya zeminlerinde dayak konusu tartışılıyor.

Zaten bu bitip tükenmeyen bir tartışmadır.

Her yıl başında dayak yiyen ünlü kadınlarla, dayak atan ünlü erkekler haber konusu olurlar.

Kamuoyu ikiye bölünür: Kimi ona hak verir, kimi buna!

Dayak konusunda zalim ve kurban kavramları birbirine karışır.

***

DAYAK zaten başlıbaşına acı veren bir konu ama beni bu konuda en çok üzen şey, dayak yiyen kadınların, dayak atan erkeği savunmaları.

"Erkektir hem döver, hem sever!" sözü, bir ruh hastalığının göstergesi.

Bana kalırsa bu söz, dayak yiyen kadını olduğu kadar, erkekleri de aşağılıyor.

***

AİLE içindeki şiddet, toplumsal şiddetin başlangıç noktası.

Eğer siz bir erkeğe evdeki kadını dövme hakkını tanırsanız, aynı erkek bir karakolda görevli olduğu zaman yine kendince haklı nedenlerle başka kişileri dövmekte sakınca görmez.

Metin Göktepe'yi döverek öldüren polisler, ya küçüklüklerinde çok dayak yemişlerdir ya da evlerinde karılarını döverler.

Büyük bir ihtimalle iki durum birden söz konusu.

***

ELİAS Canetti bir aforizmasında "Ömrümde bir kez olsun, bir farenin kendisini parçalamak için üstüne gelen bir kediyi yendiğini görseydim!" diye yazmıştı.

Bu duygu, zulmün her çeşidine başkaldıran insan yüreğinin çığlığıdır.

Ben de gencecik, narin bir kadının, kendisine zulmeden hoyrat bir erkeği evire çevire dövdüğünü görmeyi dilerdim.

***

MECLİS'te kadınları şiddetten koruyacak yasa tasarısına Refahlıların karşı çıktığını okuyoruz.

Demek ki kadını, şiddet uygulanacak bir yaratık olarak görüyorlar.

Ne korkunç bir saplantı!

***

TÜRKİYE'deki şiddet geleneği, büyük oranda geleneklerimizden, saplantılarımızdan, ön yargılarımızdan kaynaklanıyor.

Yani kültürümüzden!

Öyleyse şiddeti yine kültürden başlayarak yenmek ve öncelikle aile içindeki şiddete karşı çıkmak gerekiyor.

Dayaksız, işkencesiz bir Türkiye'ye ancak eğitim ve kültür yoluyla ulaşabiliriz.