ESERLERİNDE bir karakterler galerisi yaratmış olan, insan ruhunun büyük ustası Dostoyevski, zamanındaki ilericilerle büyük bir tartışmaya girişmişti. İlericiler "iyi insan - kötü insan" diye bir şey olmadığını, insanları koşulların iyi ya da kötü yaptığını öne sürüyorlardı.

Dostoyevski de bu görüşe kızarak, beş yaşındaki kızının minicik elini semaverin altına sokarak kaynar suyla haşlayan bir ana örneği veriyordu.

Bu ana da mı koşulların sonucu diye soruyordu karşıtlarına, düpedüz kötü bir insan işte, içinde kötülük var!

Büyük hukuk teorisyenleri Lombroso ve Ferri de "doğuştan cani" kavramını ortaya atmışlardı. Onlara göre bazı insanlar suçlu doğuyor ve bu özellikleri görünüşlerinden anlaşılabiliyordu.

Dış görünüşü böyle olanları, daha suç işlemeye fırsat bulamadan bir adaya kapatmak en iyisiydi.

HAYDİ diyelim ki Dostoyevski romancı. Ruh çözümlemeleri yapıyor ve bir noktaya kadar anlaşılabilir ama hukuk adamlarının insanları görünüşlerine göre ayırıp da adaya kapatma düşüncesi kabul edilebilir bir şey değil.

Yine de konuyu bu kadar aşırılaştırmayıp üzerinde biraz düşünürsek neredeyse Dostoyevski'ye hak verir duruma gelebiliyoruz.

DEĞİŞİK kan grupları gibi, insan kişiliklerini de pozitif ve negatif olarak ayırmak mümkün.

Kimi insan iyilikten, huzurdan, uyumdan, barıştan, dostluktan yana.

Kimisi ise sadece negatif enerjiyle ayakta durabiliyor.

Sanki günlük enerjisini ve besinini sağlayan şey, ona buna çatmak, kavga etmek, sürekli bir itiş kakış içinde yaşamak, kıskanmak, yüreğinde haset duyguları yeşertmek, başına kötü bir iş gelenlere "Oh olsun!" diye sevinmek...

Bu tip adamları her yerde görebilirsiniz. Politikada, basında, sanat dünyasında, iş aleminde bunların sürüsüne bereket!

NEGATİF enerjiyle yaşayan insanlar, toplumda kavga, huzursuzluk ve savaş istiyorlar.

Kafalarında hep asılacak, kesilecek, imha edilecek insan listeleri var.

Ve ne yazık ki Türkiye'deki şiddet geleneği, bu insanların saygın kişiler olarak görülmesini sağlıyor.