Bir uçağa bindim, üç saat uçtum ve düşüncelerimdeki önem sırası değişmeye başladı. Uçak, Atatürk Hava Limanı’ndan havalanırken gazeteleri okuyordum ve kafamda İSKİ, SHP, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz’ın açıklayacağı yeni yolsuzluklar uçuşuyordu. Kısacası İkitelli’deki kazadan, iki karılı adama kadar gündemimizi oluşturan bütün konular ufkumun çizgilerini belirliyordu. Üç saat sonra Stockholm’un Arlanda havaalanına indiğimde coğrafyayla birlikte, gündem de değişti. İskandinavya’nın sonbaharı, kızıl yapraklarla bezenen ağaçların oluşturduğu inanılmaz bir renk senfonisine bürünmüştü. Kış yaklaştıkça ölmekte olan doğa, son bir canlılıkla kızarıyor ve o eski, güzel romanlarda ölmeden önce yüzüne al basan veremli bir genç kızın, son yaşam çığlığını çağrıştırıyordu. İskandinavya oldum olası romantik bir iklimdir. Bu yüzden Sibelius, Strindberg, Munch gibi romantik dahileri yaratmıştır. Şimdi de öyle…

İlk günün akşamı, Türkiye’deki gündem maddeleriyle hiç ilgisi olmayan bir sohbete daldım. Karşımda, ünlü L.M. Ericsson şirketinin bir mühendisi vardı. Anlattığına göre bugün gelişmiş ülkeler, askeri harcamalardan daha büyük miktarları, iletişime ayırmaktaydı. Büyük bir heyecanla TAT projesini anlatıyordu genç mühendis. Adını, Trans Atlantic Transmission’ın baş harflerinden alan proje, bütün dünyayı saracak bir fiber optik kablonun baş döndürücü macerasını özetliyordu. Fiber optik kablolar belli bir uzunluktan sonra gücünü yitiriyor ve etkisini sürdürebilmesi için, gücü tekrarlayıcı bazı elemanlara ihtiyaç gösteriyordu. Bu tekrarlayıcılar bir torpidoya benzeyen, büyük, ağır metallerden oluşuyordu. Fakat İsveç’teki bir köyde bulunan maden, bu konudaki teknolojiyi değiştirmiş ve adını bu köyden alan Erbium sayesinde, bu güçlendicileri bir pil büyüklüğüne indirgemek mümkün olmuştu. İki fiber optik kablo birbirine böyle bir tüple bağlanıyor ve laser’le ışın irtibatı sağlanıyordu. Bu mucize buluş “optik amplifikasyon” olarak adlandırılmaktaydı. L.M. Ericcson gibi, Fransa’daki Alcatel firması da bu teknoloji üzerine çalışmaktaydı.

İletişim alanında böylesine derin ve sarhoş edici konuları, ilgiyle dinlememin ve aktarmanın bir başka nedeni de Ericsson’daki bu genç mühendisin Türk oluşu. Tolga Koçaş, henüz yirmi üç yaşında. Dünyadaki telekomünikasyon devi L.M. Ericsson’un Avrupa, Güney Amerika, Türkiye ve Ortodoğu satış müdürü. Her yıl kendisine ayrılan 140 milyon kronluk satış kotasının çok üstüne çıkıyor ve Amerika da içinde olmak üzere bir çok ülkede modern iletişim teknolojisi üzerine ders veriyor. Dünyada, insanın göğsünü kabartan Türkler de var!