Her sırasız ölüme bir bahane buluyoruz: Sıcak, uçak korkusu, ihmal vs.
Peki bu ölümlerde, kendimiz için yarattığımız özel cehennemin hiç mi etkisi yok?
Doktorlar kalple sinir sistemi arasında çok yakın ilişki bulunduğunu söylüyorlar.
Üzüntü, sıkıntı, gerilim, korku, öfke gibi duygular kalplerimizi birer mengene gibi sıkıştırıyor, damarlarımızı tahrip ediyor ve bizi ölüme bir adım daha yaklaştırıyor.
Dün Yaman Tanla dostumuzun cenaze törenindeydik. İnsanın içini kezzap gibi yakan bir vadesiz ölüm daha!
Doktor arkadaşım Eser Alptekin dedi ki: "Kalbin ilacı mutluluk! Eğer gündelik dertleri, kaygıları bir kenara atabiliyorsan, kalbin de sağlam oluyor."
Bir başka doktor arkadaşım, İsmail Yükseltan büyük bir kalp cerrahı. Her gün hasta kalpleri, yıpranmış damarları ameliyat ediyor.
Onun da düşüncesi böyle.
Yaşamın omuzlarımıza (daha doğrusu kalplerimize) bindirdiği yükü, bir şekilde hafifleteceksin.
Yaşama dört elle sarılmaktan başka çare yok.
Yükseltan bu yüzden keman çalıyor, balık tutuyor ve yaşamın keyiflerine açık yaşıyor.

★★★

Doktorların bu uyarılarına rağmen birbirimizi yemeyi, itişmeyi, kakışmayı bir türlü bırakmıyoruz. (Bu bir genelleme olduğu için böyle yazıyorum. Yoksa benim de içinde bulunduğum bazı kişilerin gerginlik yerine dostluğu seçtiğini herkes biliyor.)
Gergin, dikenli ortamlar yaratıyoruz.
Sanatçı sanatçının, gazeteci gazetecinin, siyasetçi siyasetçinin kurdu oluyor.
Bir arkadaşımızın başına gelen felaketten zevk alıyoruz.
Felaket kanı içen vampirlere döndük.
Değer mi?
Cami avlularında koyunlar gibi birbirine sokulmuş, ölümün şaşkınlığını yaşayan ve sıranın ne zaman kendilerine geleceğini düşünen insanlar olarak bunca kavgaya, gürültüye, kıskançlığa, dedikoduya değer mi?
Eskiler bunun için "Gözünü toprak doyursun!" demişler işte.
Bu ülkede ortaya çıkmak zaten çok zor. Yoksulluklardan, hapislerden, zulümlerden geçerek bir yere gelen, halka kendini sevdiren insanlara inanılmaz bir hınç ve öfke duyuluyor.
Sanki o ünün hesabı sorulacak kendilerinden.
Burunlarından fitil fitil getirilecek.
Sonrası?
Sonrası bir cami avlusu, bir tabut ve bir mezar.
Herkes bunu düşünsün ve sorsun kendi kendine:
Gerçekten değiyor mu?