Bir iki gün önce Ankara’daki kar manzaralarını yazmıştım. Belki de isteğim dışında biraz romantik bir yazı olmuştu.Dün ise kar altındaki Ankara’nın belalı ve zor yüzü kendini gösterdi.Akşam televizyon izlerken, ekranlardan fışkıran haberlere yine kanlı bir eylemin meş’um gölgesi düştü.Bir öğretim üyesinin öldürülmesi aklımıza “Kimliği bilinmeyen kişiler tarafından’ dehşetini getirdi.O karanlık günleri hatırladık.İnsanın insana kuşkuyla baktığı, gecelerin tekin olmadığı, her gün birkaç cinayet haberiyle sarsıldığımız günleri.İnşallah bu olay tek kalır da o günler geri gelmez.Televizyon kanallarındaki değişikliğin farkında mısınız?Televole programları yavaş yavaş azalıyor; bu mutlu ve azgın azınlığın yerine, ülkenin çektiği acılar ekranları kaplıyor.Çarşamba akşamı TGRT’de Yasemin Bozkurt’un hayata pencere açan programı, insan olan herkesin kanını donduracak bir olayı işledi.Doğulu bir ailenin iki oğlu, iki öz kızkardeşini öldürmüş. Hem de birkaç yıl arayla. Üçüncü kız da ölüm tehdidi altında yaşıyormuş.Gültekin adını taşıyan ama Saadet denilen bu üçüncü kız, önceki iki kocasından olan çocuklarıyla, yeni tanıştığı bir adamın bağ evine götürülmüş.Her türlü yerleşimden uzak bir kulübede adam hem kızı döver olmuş, hem de çocuklarını.Kızın anlattığına göre çocukların ağzını açtırıp, süpürge sapı sokuyormuş.Derken iki kızı, iki oğlu tarafından öldürülmüş olan ana geldi stüdyoya. “Benim oğullarım katil doğmadı!” dedi. Ama öldürülen kızlarına da pek üzülmüş bir hali yoktu doğrusu.Yeni damada saldırmak istedi ve görevliler tarafından engellendi.İki kızının vahşi bir biçimde öldürülmesini sanki “istenmeyen olay” tonuyla geçiştirmek ister gibiydi.Kızlar birkaç yıl arayla, o kadar vahşi biçimde öldürülmüş ki televizyonda anlatılmasına bile izin verilmedi.İkinci kızının öldürülüşünde oradaymış; hatta oğlunun eline bıçağı, ananın verdiği öne sürülüyor.Katil oğlanlardan birisi stüdyoya gelecekmiş ama son anda vazgeçmiş; çünkü hem öteki katil ağabeyi tarafından ölümle tehdit edilmiş, hem de “Stüdyoya gelirsem anamı öldürürüm!” diyormuş.Bunları seyredince kanım dondu.Duyduklarıma ve gördüklerime inanamadım.Avrupa Birliği’ne taşımak isteğimiz Türkiye’de kimbilir ne kadar böyle aile yaşıyor!Ölmenin ve öldürmenin kutsallaştırıldığı bir kültürün, insanları nasıl insanlıktan çıkardığını hiçbir şey bu program kadar vurucu biçimde anlatamaz.Görmediğimiz, ulaşamadığımız halk derinliklerinde korkunç şeyler yaşanmakta.