İzmirli Sanayici ve İşadamları bir
konuşma yapmam için davet
etmişlerdi.
Krizin damgasını vurduğu, ne-
şesiz ve kaygılı İzmir'de hem
konuşma yaptık, hem de dostları-
mızla görüştük.
Bir ara genç bir gazeteci grubu
geldi yanıma.
Beş yüz meslektaşlarının işini
kaybettiğini anlattılar.
Arkadaşları için üzüntülü, ken-
dileri için endişelilerdi.
O genç insanların çaresizliğini
görmek yüreğimi burktu.
Basından durmadan insan çıka-
rılıyor. Yazar arkadaşlarımızın
da içinde olduğu binlerce gazeteci
işini kaybetti.
Geçim derdine mi yansınlar, yıl-
larını verdikleri kurumlardan dışlan-
malarına mı?
Kısacası belalı bir fırtına esiyor
basının üzerinde.
Gazeteci dostlarımı her zaman
merak ve biraz da gıpta ile iz-
lemişimdir.
Onların kıvrak zekâları, neyin
haber olup neyin olmadığı konu-
sundaki keskin sezgileri ve hızları
beni hep şaşırtmıştır.
Haber refleksine sahip yaşam
biçimlerini anlamakta zorluk çekmi-
şimdir.
Türkiye'deki kavram kargaşası,
"Gazeteci-yazar" diye bir tanımla-
ma yarattığı için şimdi birçok okurum
bana şaşabilir ve "Sen de gazeteci
değil misin?" diye sorabilirler.
Ben ne yazık ki hiçbir zaman
gazeteci olmadım. Haber sezgisi ve
refleksi yok bende.
Gazetelerde köşesi olan ve de-
nemeler yazarak düşüncelerini ak-
taran kişiler gazeteci sayılmaz.
Mesela Çetin Altan da hayatı-
nın hiçbir döneminde gazetecilik
yapmamıştır.
Telifle yazı yazmıştır.
Bizler yazılarımızı veriyor ve ha-
zırlanan gazeteyi sizler gibi ertesi
gün görüyoruz.
Köşelerimiz, düşüncelerimizi
açıkladığımız özgür zeminler.
Bu yüzden bizlere gazeteci den-
mesi, gece gündüz haber düşünen,
toplumun nabız atışlarını duyan ve
onunla birlikte soluk alıp veren ga-
zetecilere bir haksızlık.
İşte bu değerli insanların bin-
lercesi bayrama gazetesiz gi-
riyor.
Denizini yitirmiş bir denizci
gibiler.
Sabah kalktıklarında, giyinip gi-
decekleri bir işyerleri yok.
Benim gibi, yaşamını serbest sa-
natçı ve yazar olarak geçirmiş in-
sanlar böyle bir durumu kolay gö-
ğüsleyebilir. Hatta günlük yazı meş-
galesinden kurtulmak belki de da-
ha çok beste yapmak, kitap yazmak
ya da UNESCO çalışmalarına yo-
ğunlaşmak anlamı da taşıyabilir.
Gazeteler, topluma ulaşmamız
için tek araç değil.
Ama ne yazık ki gazetecilik
mesleğine sahip olanların, ça-
lışacakları bir gazeteye ihti-
yaçları var.
Yaşamlarını adadıkları meslekle-
ri ellerinden alınıyor.
Korkarım önümüzdeki haftalar-
da, bu binlerce kişilik işsiz gazeteci-
ler ordusuna yenileri eklenecek.
Ve ateş yine düştüğü yeri yaka-
cak.
