Geçen gün bir uçak yolculuğunda iki bakanla yan yana düştük.Dereden tepeden konuşurken ben sözü İstanbul depremine getirdim. Ne gibi hazırlıklar yaptıklarını, hangi planlara sahip olduklarını sordum.İki önemli bakan “Vallahi” dediler, “yapılacak bir şey yok. Çok üzülüyoruz ama takdir-i İlahi! Elden ne gelir?”Bunun üzerine şaşkınlığımı gizleyemedim ve “Eğer hükümet böyle diyorsa vay halimize!” dedim. Sonra bilim adamlarının ne kadar büyük bir felâket öngördüğünü anlatmaya koyuldum.”Biliyoruz” dediler. “Söylediklerin doğru ama İstanbul’u depreme dayanıklı hale getirmeye Türkiye’nin bütçesi yetmez.”Bir bakan daha insaflı davrandı: “Körfez depreminde zemin sıvılaşması olmuştu” dedi. “İstanbul’un zemini daha sağlam. Ayrıca fay da o kadar yakın değil.”Öteki bakan söze girdi: “Ama” dedi, “Bizim ekonomimizin ve sanayimizin temeli İstanbul. Allah muhafaza Türkiye çöker!”Böylece hükümetin İstanbul ve çevresiyle ilgili tespitlerini öğrenmiş oldum.Ve bu durum beni daha da çok korkuttu.Başından beri söylediğimiz bir şey var.Geçenlerde Mustafa Erdik hoca da aynı düşünceyi belirtti.Depremden sonra nasıl olsa akıl almaz bir para harcanacak. Bunun bir kısmı şimdi harcansa da can kurtarılsa olmaz mı?Bu soruyu soruyorum ama cevabını da biliyorum:Olmaz! Türkiye’de olmaz! Deprem olana kadar bu iş kimsenin gündemine girmez. Kimse depremle uğraşmaz.Çünkü bu, geleceği planlamakla ilgili bir konudur. Türkler geleceği planlamaz. Gelişmelere göre pozisyon almaya ve kârlı çıkmaya bakar.Dikkat ediyor musunuz: Artık “İstanbul’da deprem olmayacak” diyen yok.Sadece zamanı konuşuluyor. Kimileri diyor ki “Canım, belki de yirmi otuz yıl sonra olur. Depremi görmem bile. Düşünüp de hayatı zehir etmenin bir anlamı yok.”Böyle düşünebilen kişi haklıdır ama yöneticiler bu vurdumduymaz tavrı benimseyemez.Bundan önceki büyük depremde Padişah Edirne’ye kaçmıştı.Bakalım bu sefer İstanbullular nereye kaçabilecek?
