Daha mürekkebi kurumadı. Türkiye’de zengin olmak için Türk Ceza Yasası’nı okumak gerektiğini yazmıştım. Orada suç olarak kabul edilen ne varsa, hiç duraksamadan uygulamak gerekiyordu. Yalnız Ceza Yasası’nı değil; Bankacılık Yasası’nı, yönetmelikleri, imar izinlerini de delmek, Türk zengini olmanın birinci adımıydı. Hükümet bu konuda bizi yine şaşırtmadı ve gecekondu affını gündeme getirdi. Şehirlerimizi kanserli hücreler gibi saran, teslim alan ve dize getiren kaçak yapılar affedilecek. Hazine arazisine ev yapanlar kârlı çıkacak. Yani her zaman olduğu gibi, yapanın yanına kâr kalacak, yasalara uyan yurttaş ise cezalandırılacak. İşte Türk usulü demokrasi bu! Gecekondu sözünde bir masumiyet var. Sanki Türkiye’deki korkunç gelir dağılımı uçurumunun kurbanı olan yoksullar şehre gelmiş de eş dost yardımıyla bir gecede, tek göz bir baraka dikip içine çoluk çocuk sığınmış gibi bir hava veriyor. Ama şimdi affedilecek olanların bu masum kavramla hiç ilgisi yok. Gelip Boğaziçi tepeleri gibi en güzel yerleri gasp etmişler. Önce ağaçların canına okumuşlar. Sonra buraları parselleyip satmışlar. Beşer onar katlı iğrenç binalar dikmişler. Alt katlarına da dükkân açmışlar. İşte affedilecek olanlar bunlar. Ben bir seçimde “kaçak yapılarla mücadele” sözü vermiş, hatta bir kampanya açmıştım. Rakibim ise zaten kaçak yapıda oturuyordu ve orman arazisini kesip kaçak bina yapmaktan kesinleşmiş mahkûmiyeti vardı. Ve İstanbul’un yüzde 80’i kaçak yapıydı. Şimdi topluma, doğaya, ve kente karşı suç işleyenler örgütlendi. Teker teker her kurumu ele geçirdiler. İştahları kabarmış durumda. Çünkü daha yağmalanacak sit alanları, ormanlar ve kentler var. Anadolu’yu istila eden Moğol ordusu bile bu kötülüğü yapamamıştı.