Dünya gazeteleri Türkiye'-
nin iflas ettiğini yazsa bi-
le, Ankara egemenleri
bundan fazla etkilenmez.
Çünkü batan gemide kamara
kavgası yapmaya alışmışlardır.
Bu yüzden, Türkiye'ye yeni
bir model getirmek isteyen Ke-
mal Derviş'in yoluna şimdiden
mayınlar döşenmeye başlandı.
Tarım Bakanı ile sübvansiyon
kavgası, bunun ilk işaretlerinden
biri.
★★★
Derviş programının uygu-
lanması, Ankara'da ikti-
dar olma tarzının değiş-
mesi anlamına geliyor.
Düşünsenize: Elinde ne ka-
mu bankası var, ne oraya buraya
ihsan edilecek para.
Dağıtılacak devlet kadroları
ile, makam saltanatı da yok!
O zaman Ankara'da iktidar
olmanın ne anlamı kalıyor ki!
İnsan Belçika'daki, İsviçre'de-
ki gibi bakan olacağına, olmasın
daha iyi!
İşte bu yüzden Ankara ege-
menleri, kendi sonlarını hazırla-
yacak olan Derviş programının
başarıya ulaşmasını istemez.
Eminim ki şu sıralarda Der-
viş'in hakkını avcuna verip gön-
dermek için binbir plan tezgâhla-
nıyordur.
Hele Derviş siyasete gireceği-
ni açıkladı ya; şimdi seyredin
gümbürtüyü!
Derviş ve Karaosmanoğlu
benzetmeleri ortalığı kapladı bile.
Bu da bana yine bir aslan fık-
rası hatırlattı.
★★★
Aslan yolda bir kedi
görmüş. "Hayrola yeğe-
nim!" demiş. "Bu ne hal.
Sen niye böyle küçük kaldın?"
"Sorma amca!" demis kedi
"Ben Ankara siyasetçisinin eline
düştüm."
"Ne demek Ankara siyasetçi-
si" diye kükremiş aslan. "O da
kim oluyormuş. Hadi düş önü-
me, beni ona götür!"
Yeğen önde, amca arkada
Ankara'ya gitmişler.
Kedi aslana bir adamı göster-
miş ve "İşte amca" demiş "beni
bu hale düşüren Ankara siyaset-
çisi budur."
Aslan bir kükremiş, bir esip
gürlemiş.
"Sen de kimsin be adam?"
demiş "Benim yeğenimi bu hale
getirmeye ne hakkın var?"
Siyasetçi hiç oralı olmamış;
"Bizde adet böyledir" demiş.
Aslan bu söz üzerine iyice öf-
kelenmiş ve "Sen benim kim ol-
duğumu bilmiyor musun?" diye
sormuş. "Ben ormanlar kralıyım.
Şimdi seninle, hangi biçimde is-
tersen o biçimde dövüşeceğiz.
Bakalım kim güçlüymüş!"
Siyasetçi "Biz güreş yaparız"
demiş. "Yalnız kispet giymemiz
gerekir. Ben eve gidip kispetimi
giyip geleyim. Sen de burada
bekle!"
"Olur" demiş aslan.
Siyasetçi birkaç adım atmış,
sonra dönüp "Ama," demiş "ben
gelene kadar sen kaçarsın!"
Aslan bu söz üzerine kö-
pürmüş. "Ben niye kaçayım be
adam" demiş.
Siyasetçi üstelemiş: "Kaçar-
sın, kaçarsın! Döndüğüm zaman
seni bulamam. Bu yüzden elini
ayağını bağlayacağım ki geldi-
ğim zaman seni burada göre-
yim."
Aslan çaresiz, bu öneriye razı
olmuş. Siyasetçi, aslanın elini
ayağını bir güzel bağlamış.
Sonra da eline aldığı kalın bir
sopayla Allah yarattı demeden
girişmiş aslana.
Aslan kafası gözü yarıldıkça
inliyor ve bir yandan da "Ah, ha-
yırlısıyla bir yeğenim kadar ka-
laydım, başka bir şey istemez-
dım!" diye feryat ediyormuş.
★★★
Kıssadan hisse: Bakalım bu
Ankara karakucağında
Kemal Derviş "Ah hayırlı-
sıyla bir selefim gibi olsaydım."
diye inleyecek mi, yoksa fıkranın
sonu artık başka türlü mü anlatı-
lacak
Bekleyip göreceğiz.
