Geçenlerde, Avrupa Parlamentosu'nda bir konuşma yaptım.

Konuşmamın ana teması, dünyada değişen dengeler ve Türkiye'nin bu yeni duruma uyum sağlamakta çektiği zorluklardı.

Avrupalı parlamenterlerin en çok ilgisini çeken, Türkiye'deki "aptallıklar bucağı" kavramı oldu.

Bu kavramı, "Hepsi de aptal mı bunların?" diye soran bir arkadaşımdan esinlenerek bulmuştum.

Mesela Bulgaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti gibi ülkeler, "Farklılıklar"ı...

P olonya, Çek Cum- huriyeti gibi ülkeler, "Farklılıklar"ı zenginlik sayıp, AB'ye girerken Komünist Blok'u döneminde edindikleri kötü alışkanlıkları, bürokratik hantallığı, kuşkulu, yani makineleşmiş devlet anlayışını hızla terk ediyorlar.

Türkiye artık bir ülkeler topluluğuyla değil, bir uygarlıklar topluluğuyla birleşmek zorunda. Bu da "farklılıklar"ı...

P olonya, Çek Cum- huriyeti gibi ülkeler, "Farklılıklar"ı zenginlik sayıp, AB'ye girerken Komünist Blok'u döneminde edindikleri kötü alışkanlıkları, bürokratik hantallığı, kuşkulu, yani makineleşmiş devlet anlayışını hızla terk ediyorlar.

Türkiye artık bir ülkeler topluluğuyla değil, bir uygarlıklar topluluğuyla birleşmek zorunda. Bu da "farklılıklar"ı...

T anımadığımız bir ülkenin, bir uygarlığın parçası olmak, kendi kimliğimizi yitirmek anlamına gelmez. Tam tersine, "farklılıklar"ı zenginlik sayan bir anlayışla, kendi kimliğimizi daha iyi ifade etme olanağı buluruz.

Pek çok Avrupalı parlamenter, bu görüşlerimi büyük bir ilgiyle dinledi ve Türkiye'nin bu yeni duruma uyum sağlaması gerektiğini vurguladı.

Türkiye'nin bu yeni duruma uyum sağlaması gerektiğini vurguladı.

Ancak, "aptallıklar bucağı" da değişmek bilmediği için, bu uyum süreci de bir türlü gerçekleşemiyor.