Belki de en çok eksikliğini çektiğimiz şey bu: Devamlılık Orta Asya’dan eyerlerimizin altına koyduğumuz etleri ‘bastırma’ yapa yapa binlerce kilometre katettiğimiz günlerin anısına, durmadan ev, iş, telefon, meslek değiştiriyoruz. Eski adres defterlerinize bakın: On yıl önceki evinde oturan, aynı ev ve işyeri telefonunu kullanan bir arkadaşınıza rastlamanız çok zordur. Bu yüzden adres defterlerimiz karalamalarla, oradan buradan çıkarılmış oklarla, daire içine alınmış yeni numaralarla doludur. Avrupa’da sık sık rastladığımız gibi, 1700’lü yıllardan beri aynı evde oturan aileler, iki yüz elli yıldır sürüp giden aile işletmeleri, dükkânlar, kurumlar, yüz elli yıllık kitapçılar bulunmaz bizde. Herkes durmadan taşınır: Kamyonlar gelir gider, insanlar otobüslerle, trenlerle, özel araçlarla karıncalar gibi oradan oraya yolculuk ederler. * İlişkilerimiz de göçebe kurallarına uyar.* Çünkü dostluk, bir yerleşik düzen işidir.* Bir yerde uzun süre oturan insanlar, kendilerinden sonraki kuşaklar adına da komşularıyla uzlaşmak ve iyi geçinmek zorundadırlar. Çünkü bir ömrü beraber geçireceklerdir. Çocukları, torunları da birlikte yaşayacaktır. Oysa göçebenin dosta ihtiyacı yoktur. Bir gün rastladığı adamı, ertesi gün görmez bile. Türklerin birbiriyle geçinememe sendromunun temelinde bu duygu var diye düşünüp duruyorum. Yıllar geçip giderken öyle çok arkadaşımızla yolumuz ayrıldı, öyle çok dostumuzu yitirdik ki, geriye dönüp baktığımızda ‘Ne oldu da ilişkimiz bozuldu? Hiçbir somut neden olmadan arkadaşlığımız neden zedelendi? ‘ diye sormaktan kendimizi alamıyoruz. Sanki görünmez bir el, bizi arkadaşlarımızla ters düşürüyor, dostluğumuzu çomaklıyor. Bugün birbirinden nefret eden politikacılara, yazarlara, sanatçılara sorun: Hiçbiri düşmanlığına somut bir neden gösteremez. Duygusal tavırlar, yanlış anlamalar, anlık öfkeler yıllara dayanan dostlukları havaya uçuruyor. Ve yazık oluyor! İyi ama sonsuza kadar böyle mi gidecek? Türkler sürekli birbirinden nefret eden, birbirini çekemeyen, öne çıkanın başını kesen bir toplum olarak mı yaşayacak? Sanmıyorum! Yerleştikçe, kentli değerlerimiz arttıkça, kendimizi saygıdeğer birer yurttaş gibi hissettikçe dostluklara dayanan uygarlığı geliştireceğiz. Özlemimiz bu!
