Bu yazıya Şanlıurfa 1. Ağır Ceza Mahkemesi ve onun başkanı Orhan Akartuna’yı kutlayarak başlamak istiyorum. Bu vicdan sahibi yargıçlar, 14 yaşındaki Emine Kızılkurt’u aile meclisi kararıyla öldürenler hakkında, “töre indirimi” denilen “ağır tahrik” seçeneğini kullanmadı. Emine’yi öldüren akrabaları kanunun gösterdiği en ağır cezalara çarptırıldılar. Bu bir örnek olmalı. Çünkü adına “töre cinayeti” denilen büyük beladan başka türlü kurtulmamız mümkün görünmüyor. Belki cezaların ağırlığı bir caydırıcılık yaratabilir. Emine 14 yaşında bir çocuk; Akçakale’ye bağlı Obalı Köyü’nde oturuyor. Derken bu çocuk aynı köyden Abdurrahman Öncel’in tecavüzüne uğruyor. Kızın hamile kalması üzerine çevreden utanan baba, Şanlıurfa’ya göçüyor. Ama kızın amcası ile amca çocukları “namusu kirlendiği için kızın öldürülmesi” gerektiğini söylüyor ve baskı yapmaya başlıyorlar. Baba, kızını kurtarmak için onu akrabalarından Salih Budak’la evlendiriyor ama bu da yetmiyor. Sonunda aile meclisi, 3,5 aylık hamile Emine’nin öldürülmesi için karar alıyor. Baba, kızını temizlik için kendi evine çağırıyor ve orada yeğeni Mahmut’la yalnız bırakıp çıkıyor. Mahmut Emine’ye önce bıçakla saldırıyor ama 14 yaşındaki kız atik davranıp bıçağı kapıyor. Aralarında müthiş bir ölüm kalım mücadelesi geçiyor. Sonunda Mahmut küçük kızın boğazını eşarpla sıkarak öldürüyor. Olayı birkaç satırla özetliyoruz ama yaşananları bir düşünün; kızını kurtarmak isteyen ama başaramayan babanın ıstırabını göz önüne getirin; küçük kızın ölüm korkularını hissedin. Böyle bir vahşeti aklınız alabiliyor mu? Türkiye bir an önce bu korkunç insanlık ayıbından kurtulmak zorunda. Avrupa Konseyi bunu konuşuyor, Avrupa Birliği bizi bu konuda uyarıyor. Her şeyden önce bizim vicdanımız kanıyor. Şanlıurfa’da 11 sanığa verilen ağır cezalar belki bir başlangıç olabilir. Çünkü Türkiye’de bu konuda bir bilinç oluşmaya başladı.