Sayın Ahmet Necdet Sezer’in kaçıncı adam olduğu, gereksiz bir tartışmadır. Çünkü bir cumhurbaşkanı için önemli olan özellik, kaçıncı adam olduğu değil, kelimenin tam anlamıyla ‘devlet adamı’ olup olmadığıdır. Sayın Sezer bu konuda müthiş bir örnek sergilemiş, ilkelerinden ve üslubundan hiç ödün vermeyen, Atatürk’ün makamına layık bir ‘devlet adamı’ duruşunu her fırsatta ortaya koymuştur. İleride bugünleri yazacak olan tarihçiler, onun devlet adamlığını vurgulayarak, bu kritik dönemde üstlendiği rolün ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar belirtecek. Bundan hiç kuşku duymuyorum. Boğazına kadar hukuksuzluğa batmış, siyaset-tarikat-çete ilişkilerinin nefes aldırmadığı Türkiye’nin Çankaya Köşkü’nde bir su damlası kadar saydam ve duru bir ailenin oturuyor olması bu ülke için bir şanstır. Henüz her şeyin bitmediğini, bu toplumun tamamen tükenmediğini hatırlatan müthiş bir simgedir. Sayın Sezer göreve geldiği zaman üslubunu yadırgayanlar olmuştu. Gazetelere konuşmaması, her vesileyle ekranda boy göstermemesi, iş adamlarının uçaklarında ve yatlarında görülmemesi, bu tip ilişkilere alışmış olan Türkiye’de büyük bir şaşkınlık yaratmıştı. Ama aradan geçen yıllar onun bu tutumunda ne kadar haklı olduğunu ortaya çıkardı. Deyim yerindeyse Çankaya Köşkü’ne eski itibarı iade edildi. Tarihimizde özel bir yeri olan bu ‘bağ evi’, Türkiye’deki çeşitli kesimleri birbirine irtibatlayan güçlü bir ‘bağ’ oluşturdu. Bugün Çankaya tartışmalarının bu kadar güçlü bir biçimde sürüp gitmesinin altında biraz da bunun etkisi var. Büyük halk kitleleri, kazandığını kaybetmek istemiyor. Herkes biliyor ki Çankaya’yı ele geçirmek bayrağı burca dikmektir. Gelecek yıl burada ya Cumhuriyet devrimlerinin bayrağı dalgalanmaya devam edecek ya da bu ilkeleri değiştirmek isteyen gücün bayrağı zaferini ilan edecek. Cumhuriyet tarihinin en kritik dönemece geldiği bu noktada, keşke bir yolu bulunsaydı da Sayın Sezer ‘hiç istememesine rağmen’ bir dönem daha, bu yüksek tepede yıldırımları önlemeye devam etseydi.