"ARTIK kişileri değil, düşünceleri
konuşalım." sözünü sık sık duy-
muşsunuzdur.
Herkesin özlemi budur ama nedense yıllar-
dan beri hep kişiler konuşulmaya devam edilir:
"Bu lider sevimli, şu lider sevimsiz, bu-
nun yüzü asık, ötekinin saçları güzel, be-
riki iyi fotoğraf veriyor!"
Siyasi tavırlarımız, böyle şekil şemail hesap-
larına göre belirlenmekte.
Türkiye'nin her konuda olgunlaşmaya ihti-
yaç duyduğu bugünlerde, gerçekten kişileri bı-
rakıp düşünceleri konuşmanın zamanı geldi.
Hafta sonunda Ankara'da yapılan CHP
kurultayında Deniz Baykal, yeni bir sosyal demokrat anlayışı tanım-
ladı. Hem de "ağyarını mani-efradını cami"
biçimde.
Bu tanıma göre sosyal demokrasi; devleti de-
ğil toplumu, halkı ve bireyi ön plana çıkartıyor.
Devleti, halkın emrindeki bir hizmet organi-
zasyonu haline getirecek önlemleri planlıyor.
Bu "insan" odaklı politikanın köklerini
"yerli" bir anlayışa dayandırarak, 13. yüzyıl-
dan beri etkisini sürdüren Anadolu hümaniz-
masını kaynak olarak kabul ediyor.
"İnsan"ı, her türlü değerin ölçüsü olarak
görme zihniyeti, bireyin yaratıcılığına, bilgisine,
kökenine ve inancına saygı duyulması sonucu-
nu doğuruyor.
Kısacası açıklanan politikaya göre artık
Cumhuriyet Halk Partisi devletin değil hal-
kın partisi! Bireye ve onun inancına, kökenine,
yaratıcılığına, düşüncesine saygı duyuyor.
Baykal tarafından açıklanan yeni politi-
kanın, sosyal demokrasinin sözcülüğünü yaptığı toplum kesim-
lerini genişletmesi.
Artık sosyal demokrasi, sınıf çatışmasının ya-
rattığı bir ideoloji olarak sadece emek kesimle-
rine sahip çıkmakla kalmıyor, kapsamı genişle-
terek orta sınıfların da sözcülüğünü üstleniyor.
Bu arada kamu kaynaklarından haksız yere
"1 kuruş dahi olsa" yararlanan kişileri, kesin
bir dille dışlıyor.
Bu düşünceler, 21. yüzyıl gerçeklerine
uygun, çağdaşlığa ters düşmeyen, de-
mokrat ve insan merkezli bir sosyal demokrat
hareketin manifestosu olarak algılanmalı.
Türkiye'nin bugünkü sıkıntılarının pek ço-
ğu, diğer Avrupa ülkeleri gibi güçlü bir sosyal
demokrat iktidar dönemi yaratamamasından
kaynaklanıyor.
Avrupa'yı sosyal demokrat partiler kalkın-
dırdı ama Türkiye gerek soğuk savaş koşulla-
rında Sovyetler'in komşusu olmak bahtsızlığı,
gerek solun kendi içinde birbirini yeme gelene-
ği yüzünden bu şansa sahip olamadı.
Dünyanın inanılmaz bir hızla değiştiği ve
Rusya'nın bile NATO üyesi olmaya
hazırlandığı bir dönemde, CHP'nin bazı temel
politika değişiklikleri yapması kaçınılmazdı.
Yeni açılım buradan kaynaklanıyor.
Eğer kişileri değil de düşünceleri konuşmak
konusunda samimi isek, bu ilkeler geniş biçim-
de tartışılmalı.
Çünkü Türkiye'nin içinde bulunduğu ana-
fordan kurtulup, 21. yüzyıla uygun adımlar at-
ması için gerekli ipuçlarını veriyor.
