DEVLET nedir?
Neye yarar?
Yenir mi, içilir mi?
Yerde midir, gökte midir?

Neredeyse böyle saçma sapan konuşmalar başlayacak Türkiye'de.

Öyle bir devlet mitosu yaratılıyor ki; sanki yurttaşlar devlet denilen soyut, görünmez kuruma kurban edilecek.

Sanki devlet tartışılmaz, konuşulmaz, kutsal bir varlık!

Bu konuyu netleştirmeden, hiçbir şeyi çözmek mümkün değil.

Hepimizin içine, devletin bir organizasyon olduğu ve yurttaşlara hizmetten başka bir amacı bulunamayacağı iyice sinmeli.

Devlet milletin efendisi değildir. Millete hizmetle yükümlüdür.

Devlet, yurttaşın verdiği paralarla ayakta durmakta, devlette çalışanlar geçimlerini böyle sağlamaktadırlar.

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının verdiği paralar olmasa devlet yaşayamaz.

Ne otomobili yürür, ne uçağı...
Ne askeri olur, ne topu tüfeği, ne de mahkemesi.

Devletin efendisi ve patronu millettir.

Devlet, kendisini besleyen ve hizmetle yükümlü olduğu millete hesap vermek zorundadır.

Milletin parasını alıp, bu parayla saltanat sürmek ve sonra milletin başına ceburol patron kesilmek zorbalıktır, kandırmacadır.

Büyük bir yutturmacadır.

***

DEVLET diye tanrısal bir güç yok! Devlet dediğimiz örgüt, o hizmet biçimini seçmiş yurttaşlarımızdan, kardeşlerimizden oluşuyor.

Hem devlet de insan zaaflarına açık. İki kardeş düşünün: Biri ticareti seçecek, öteki de devlet hizmetini.

Sonra bu iki kardeşi ayıracaksınız.

Devlet hizmetindeki kardeşin altına otomobil alacaksınız; hem de öbür kardeşin ödediği vergilerle.

Devlette çalışan hem kardeşinin verdiği vergilerle geçinecek, hem de ülkeyi kardeşine karşı bile koruma görevi üstlenecek.

Çünkü o vatanı daha çok seviyor. Niye? Çünkü o devletle çalışıyor. Öteki kardeş işe sıradan yurttaş... Yani güvenilmez!

***

BU iki kardeşten özel sektörde olanı bir trafik suçu işlediği zaman kanun yasasına yapışacak.

Devlette çalışan kardeş ise ne kadar berbat işlere girerse girsin korunacak. Çünkü onun şahsında devlet temsil ediliyor.

Aman devlet yara almasın! Aman devlete bir söz gelmesin!

***

EĞER bir Türkiye demokrasisi yaratmak istiyorsak, eğer gerçekten demokratikleşmeyi özlüyorsak, ilk yapacağımız iş bu çarpık anlayışı düzeltmek.

Devlet, en üstte yer alan, dokunulmazlığı olan, yurttaşları ezmek için oluşan bir örgüt değildir.

Tam tersine parayı veren millete hizmet etmek şartıyla kurulmuştur.

Millet devlet için değil, devlet millet içindir.

Yirmibirinci yüzyılda devleti hala, kabilenin ödünü patladan bir Kızılderili totemi gibi tehdit unsuru olarak kullanan bir ülke, saygınlık sağlayamaz.

***

BİR de devlete sahip çıkma meselesi var!

Bazı kesimlerde herkes birbirini kırıyor: Kim devleti daha çok sevmekte? Bu sorun cevabını arıyorlar.

Oysa saçma sapan bir tartışma bu. Vergi veren her yurttaşın, devleti denetleme ve eleştirme hakkı vardır: Çünkü devletin sahibidir.

Devlet hepimizin.

Vergi ödüyoruz, askerlik yapıyoruz, kurallara, yönetmeliklere, yasalara, düzenlemelere uyuyoruz.

Ve sonra devlete dönüp “Haydi şimdi sen de bunların karşılığını ver. Benim yaşamımı kolaylaştır, ülkenin itibarını yükselt. Sınırlarını koru! Sağlık ve eğitim hizmetlerini yürüt!” diyoruz.

Devlet bu görevleri yarım yamalak yapıp, boğazına kadar suça bulaşmış mensuplarını korumaya çalıştıkça da eleştiriyoruz.

Bu da en doğal yurttaşlık hakkı.