GENÇLİĞİMİZ, dünya edebiyatının seçkin örnekleriyle birlikte, Amerikan edebiyatı okumakla geçtiği için, bu ülkedeki edebiyat duyarsızlığına şaşmamak elde değil.

Hemingway, Faulkner, Steinbeck, Cauldwell, Dos Passos, Sinclair, Fitzgerald gibi yazarların kitapları ve ustaca anlattıkları Amerikan yaşamı kafanızda dönenip dururken, bunlardan hiç haberi olmayan yüksek mevkideki Amerikalılarla karşılaşınca şaşırıyorsunuz.

Ahmet Ertegün ve bir grup Amerikalı arkadaşıyla birlikte gittiğimiz Elaine's lokantasının gürültülü atmosferinde bu konuyu açıp şaşkınlığımı anlattım.

Birkaç ay önce Cumhuriyetçi Parti'nin San Diego'daki kongresine davetliydik.

Otuz üç eyaleti yöneten Cumhuriyetçi valiler, teker teker konuşma yapmış ve kendi eyaletlerini övmüşlerdi. O eyaletin ne kadar üretim yaptığı, doğal zenginlikleri ve ünlü sporcularıyla, sinema artistleri... Hepsi bu kadardı işte.

Hiçbir vali "Eyaletimiz Tenessee Williams gibi bir yazar yetiştirmiştir" ya da "William Faulkner gibi bir dahi bizim eyaletimizden çıkmıştır" dememişti.

Bu deneyi ve şaşkınlığımı aktarınca masadakiler, "Niye şaşıyorsun?" dediler. "İnan ki hiçbiri bu yazarları okumamıştır. Valilerin bu isimlerden haberi bile yoktur."

Ben de onlara, Amerikan yazarlarının Türkiye'de ne kadar güzel çevrilmiş olduğunu ve kitaplarının ne kadar çok sattığını anlattım.

Aslında sadece Amerika'yla sınırlı değildi bu.

Türkiye'de yaşamını kültüre adamış azımsanmayacak sayıdaki insan, dünyanın birçok ülkesinin kültürünü, o ülke insanlarından daha iyi biliyordu.

Japonya'dan İspanya'ya, Amerika'dan İrlanda'ya, İskandinavya'dan Rusya'ya kadar dünya edebiyatını kana kana içmiş bir kuşağın insanlarıydık.

Bunda genç Cumhuriyet yönetiminin kültüre verdiği değer ve Milli Eğitim kitaplarıyla yaratılan çeviri seferberliği kadar Varlık gibi müthiş yayınevlerinin de etkisi olmuştu.

Galiba bir devlet politikası sonucu bu kadar çok okumuştuk.

Şimdi hem kendi ülkemizde hem de dünyada, kültürün giderek küçüldüğü ve eğlence dünyasının kültür yerine geçirilmeye çalışıldığı bir dönemi şaşkınlıkla ve biraz da içimiz burkularak izleyişimiz bundandı.

★★★
FRANSIZ şanson geleneğinin yok olduğu, Rus yazarlarının insan ruhunun derinliklerine dalmadığı, Amerikan ırk ayrımı trajedilerinin romanlara yansımadığı, ressamların, kompozitörlerin buluşmadığı bir dünya yoksul bir dünya.

Sadece polis filmleri ve bestseller romanlarla yaratılan popüler kitle kültürü, belki iyi bir ticaret aracı ama dünyamızı giderek yoksullaştırdığı da bir gerçek.

Amerika'da bu hayal kırıklığını derinden yaşıyorsunuz.