Yıllardan beri asker ve sivil bürokrasinin Türkiye’ye ilişkin stratejik hesaplar yaptığı ve buna göre önlemler aldığı bilinir.Zaman zaman darbeye kadar varan koruma ve kollama” önlemleridir bunlar.Ama eğer strateji hesaplan doğru yapılmazsa, buna bağlı eylemler de hatalı olur.Bugün vardığımız nokta, bize Türkiye Cumhuriyeti’nin yanlış strateji hesaplan yaptığını ve hatalı davrandığını gösteriyor.Devlet Türkiye’deki gelişmeleri yanlış okudu ve buna bağlı olarak yapması gerekenleri ihmal edip, hiç yapmaması gerekenler üzerinde yoğunlaştı.Devlete bağlı strateji kuruluşları, MGK, Dışişleri gibi uzmanlardan oluşan birçok kuruluş Türkiye’yi yanlış okudu.Çünkü modern Türkiye’nin en büyük çelişkisini, sağ-sol kamplaşması olarak değerlendirdiler. 68 öğrenci olaylarının Türkiye’ye sıçramasından beri soldan korktular, Türkiye komünist oluyor sandılar.Asker ve sivil kanat bu korkuya öyle kapıldı ki solun karşısına dikilecek herhangi bir güçle işbirliğine hazır hale geldi.Zaten işbirliği yaptı da.Bazı desteklerle emekli bir subay tarafından solcularla çarpışacak sağcı gençlik yaratıldı.Eski bir Genelkurmay Başkanı’nın deyimiyle “iti ite kırdırma” taktiği benimsendi.Daha sonra “Tespih çeken elle tetik çeken el bir olmaz!” denilerek, dini eğitim kurumlarına hız verildi.Belli dönemlerde ordu imam hatiplerin açılışını desteklerken dini eğitimi değil, solun karşısına dikilecek olan kitleyi düşünüyordu. Erdoğan’lar buradan yetişti. Bu tespit son derece hatalıydı. Asker ve sivil bürokrasi derin Anadolu’nun feodal ilişkilerini, tarikatları, Ortadoğu’yu unutmuştu.Sağ ve sol çelişkisi Türkiye’nin ana ekseni değildi.Bu hareketler köklerini tarihten almıyor, Türkiye’nin temel çelişkisini yansıtmıyordu.Ve eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar da “Bu kış Türkiye’ye komünizm gelecek!” derken fena halde yanılmaktaydı.Ama ne yaparsınız ki devlet bu yanlış stratejiye saplanmış, iktidara gelme ihtimali bulunmayan “sol” korkusu yüzünden bütün karşı hareketleri destekler hale gelmişti.İlk kez 1990’ların başında, Sabah’ta bir yazı yayınladım.Uygulanan stratejinin yanlış tespitten kaynaklandığını vurguladığım bu yazıda Türkiye’nin “üçe bölünmekte olduğu”nu belirttim.Bana göre bu üç Türkiye; siyasal İslam, Kürt ve Türk milliyetçiliği hareketlerinden oluşan kutuplaşmaydı. O zamanlar daha Refah Partisi belediyeleri ve iktidarı almamıştı.Ama tarih ne yazık ki bizi doğruladı. Yüzlerce kez tekrarladığım kutuplaşmayı hızlandırdı. Bugün Türkiye bu üç ana eksen arasında parçalanma tehlikesi ile karşı karşıya.Bazdan bu işi böyle göremiyor; sadece MHP’nin güçlenişini, Kürt hareketinin partileşmesini ve gündemden hiçbir zaman çıkmayışını, AKP’nin iktidara gelişini seçebiliyordu. Ama buzdağının altında bu hareketleri büyüten eğilimlerin farkında olmak daha önemli.Devlet gereksiz bir “sol” fobisine saplanmak yerine, doğru saptamalarla tehlikeyi zamanında görebilseydi bu kutuplaşmayı önleyecek adımlan atabilirdi. Ne yazık ki geç kalındığını hissediyorum.Bugün ulus birliği, yirmi yıl öncesine göre daha zayıf.Bunda devletin ve yangına körükle giden kanaat önderlerinin büyük payı olduğu hiç unutulmasın.