Küresel ısınmanın etkisinden olacak; Stockholm’de bile hava sıcaklığı ortalama 5 derece yükselmiş. Belli ki dünya eskisine göre daha sıcak bir yer. İstanbul’da sıcak nemle birleştiğinde insanları lodos yemiş sinarit balığına çeviriyor. Ben kulunuz da sıcağa katlanırım ama neme hiç gelemem, elim ayağım kesilir. İşte bugünlerde “halden düşmüş” bir şekilde dolaşmamın ve hastalığı bir türlü tam olarak atlatamamış olmamın nedeni bu. Ama yine de gündüz seyahat, aksam konser biçiminde özetlenebilecek olan turnede bunların hiçbirine kaptırmamak zorundayız kendimizi. Çünkü konser dediğin nem, sıcak, hastalık, yorgunluk kaldırmaz. Oraya çıkıp işini yapacaksın, başka çare yok. Madem binlerce kişi bilet alıp, onca zahmetle açık hava tiyatrolarına geliyor, orkestra üyeleriyle birlikte onlara saygını gösterip, en iyi konseri sunacaksın. Bu yıl konserlerde pek çok yorumcu konuğum oldu, olmaya da devam ediyor. Okurlarım ve dinleyicilerim bilir; şarkı söylemek en sevdiğim iş değildir, sadece kendi şarkılarımı seslendiririm, bestelerim olmasa bu işi yapmayı düşünmezdim bile.Âşık Veysel, Bob Dylan, Leonard Cohen, Jacques Breli, Âşık Nesimi, Mikis Theodorakis gibi dünyada şarkıcı sıfatına sokamayacağınız pek çok kişi vardır. Ben de onlardan sayanım kendimi. Ama kendi şarkılanmı başka yorumcuların seslerinden dinlemeye de bayılırım. Bu açıdan da talihli bir insan sayılırım. Çünkü birçok dilde, birçok büyük şarkıcıdan bu besteleri dinleme olanağına kavuştum. Rumelihisarı Konserleri’nde büyük tenorumuz Hakan Aysev’in konuk sanatçı olarak üç şarkımı söylemesi bu mutluluk anlarından birisiydi.1980’de Paris’te “Günlerimiz” albümünde birlikte çalıştığımız değerli orkestra şefi Erol Erdinç, piyanosuyla konserlere ayrı bir derinlik kazandırdı.Yıllardır parçalarımı en iyi yorumlayanların başında gelen Sevingül Bahadır, konserlerin vazgeçilmez öğesi oldu. Rumelihisarı’nda Sevingül’ün oğlu Efe ve Attila Dorsay’ın kızı Ece de solistler arasındaydı. Sonra iki solist daha katildi bize.Gönül Toprak ve Dilek Şimşek. Çeşme Açıkhava konserinde ise operamızın bir başka değerli üyesi olan soprano Leyla Çolakoğlu’ndan parcalanmızı dinleme mutluluğuna eriştik. Orkestra ise bir aile gibi. Ferhat Livaneli, Ahmet Koç, Ali Koç, Asım Ekren ve Yaşar Pınar müthiş bir performans sergiliyorlar. Hani “tabanca gibi” denir ya, aynen öyle.Hisar konserlerinde keman sanatçıları Sevil ve Saim Perker de büyük katkılarda bulundular. Konserlerimi son derece başarılı bir şekilde organize eden BKM’ye ve herkese teşekkür borçluyum. Mikserin başında görünmeyen bir kahraman durup sesleri ayarlıyor. İhsan Apça; ak düşmüş saçı sakalıyla bana, Nazım Türküsü ve Atlının Türküsü albümlerimizi kaydettiğimiz Sat Yapım stüdyosunu hatırlatıp, beni 1970’lere götürüyor.Atina’dan yeni çıkmış bir albüm geldi. Maria Farandouri’nin bestelerimi seslendirdiği Megaron konseri albümü. Rus şef Simeon Kogan yönetiminde Vohs Senfoni Orkestrası, klasik gitarda Ferhat Livaneli, kanunda Halil Karaduman, neyde Ercan Irmak ve Alman, Yunan, Arjantinli müzisyenler. Müzikalitesi o kadar yüksek bir albüm olmuş ki inanın bana, dinlemeye doyamıyorum. Maria’nın sesi olgun ve siyaha çalan kırmızı bir şarap gibi kayarak akıyor. Müzisyenler bir harika. Dilerim bir firma Türkiye’de de çıkarsın bu albümü. Perşembe akşamı ise Kuruçeşme Arena da Sabahat Akkiraz ve Şükriye Tutkun’la birlikte sahneye çıkacağız. Bu dünyada iyi ki müzik var, yoksa ne yapardık!
