Öyle bir ülke düşünün ki hükümet “Avrupa’ya insan hakları dersi verdik!” Diye övünürken, bir doçent yazdığı bilimsel bir kitap yüzünden yirmi aylık hapis cezasına çarptırılıyor. Hem de devlet Güvenlik Mahkemesi’nde… Doç.Dr. Fikret Başkaya’nın kitabının adı “Paradigmanın İflası”. Bu dava bir anlamda Türkiye’nin iflasıdır. Türkiye’deki hukuk sisteminin, siyaset ve yargı ilişkilerinin, adalete duyulan güven duygusunun iflasıdır. Aynı günlerde bir de bakıyorsunuz Ayvalık’ta Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” kitabı toplatılıyor. Haberi duyunca sırtınız ürperiyor. Sanki Türkiye, bir hafta önce 1994 yılına girmedi…12 Mart ya da 12 Eylül günlerini yaşıyoruz. İzmir’de bir öğretmen, öğrencilerine”Kubilay”ın önemini anlattığı ve öğrencilerini yürüyüşe götürdüğü için hakkında soruşturma açılıyor. Bütün bunlar olurken İlksen sanıkları serbest bırakılıyor. Bütün yolsuzluk dosyaları hasır altı edilerek, “düşünen adama ceza, hırsıza ödül” uygulamaları tırmandırılıyor. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı, hırsızlanan bir para için, “Verdimse ben verdim!” Diyebiliyorsa, gelişmelerin böyle olmasında şaşacak bir şey yok.

Türkiye’ de halk artık adalete güven duymuyor. Türkiye’de halk artık siyasete güven duymuyor. Türkiye’de halk artık ekonomiye güven duymuyor. Bu listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Böyle bir güvensizlik ortamında anarşi, kanun tanımazlık ve yasaya karşı gelme eylemleri tırmanır. Buna engel olamazsınız. Bu ülkenin aklı başında insanları yıllardan beri yazarak, çizerek, konuşarak adeta yalvardılar: Her rejim kendi hukukunu uygulamasın. Hukuk dışı uygulamalar, zulümler bu toplumu çürütür, bitirir. Demokrasi ve hukuk devleti kurallarına saygılı olun! Dinleyen olmadı. Her rejim kendi hukuk mantığını kurarak astı kesti, işkence yaptı, yaşını büyüterek on sekiz yaşından küçük gençleri idam etti ve sonunda Türkiye gelip bu duvara dayandı.

Türkiye tanıtım atağına geçiyormuş. Candan kutlarım. Hadi gidin Paris’e de üniversite hocalarını nasıl hapse attığınızı anlatın. New York’ta, 1963’te ölmüş bir Türk şairinin kitaplarını yasaklamakla övünün. Londra’da, 70 yıllık cumhuriyet rejiminizde hapisten geçirdiğiniz sanatçı kalmamasıyla gururlanın. Ülkeyi soyan ve yüz milyonlarca dolar gasbeden kodomanların, nasıl kurtulduğunu ve toplumun en itibarlı kesimini oluşturduğunu gösterin. Sonra bir de üstüne “Türkiyem Türkiyem cennetim” ve “Bir başkadır benim memleketim” şarkılarını söyleyin. Eminim ki oralarda sizi anlayacak ve “Gerçekten de bu memleket bir başka!” Diyerek hak vereceklerdir.