Televizyonda “İnsterstar meydanı muharebesi”ni izlerken birçok yanlışlığın bir arada yaşandığı düşündüm. Modern teknolojiye ayak uydurmaya çalışan bir toplumu, yasaklarla durdurmaya kalkan bir yönetim. On gün önce çıkardığı yasanın sorumluluğunu taşımaya ve bütün suçu bu yasayla sınırlanmış Yüksek Seçim Kurulu üyelerine atan bir hükümet. Basiretli bir yönetimin kolayca çözebileceği ve günün makul saatlerinde bir acı kahve ziyaretiyle imzalanabilecek bir tebliğ-tebellüğ sorunu… Ama sonuç ortada! İtişip kakışan görevliler, gece yarısı İkitelli’ye çağrılan halk ve onları dipçikleşmeye hazır jandarmalar…Bu iş nasıl, bir televizyonla devletin boy ölçüşmesine dönüşür anlamıyorum doğrusu.

Murat Karayalçın, ATV’nin canlı yayınında “medya eşkıyalığı”ndan söz etti. Bu söze katılmamak mümkün değil. Gerçekten de bir kısım medya, pervasız bir çıkar savaşının içine girmiş durumda. Uygar ülkelerde, medya olmanın gereklerini yerine getiren ve by arada para da kazanan saygın kurumlar vardır. Türkiye’de ise medya dışı işlerden büyük paralar kazanan ve yayın organlarını bu kazançları aklamak ve çoğaltmak için kullanan bir “medya vitrini”bu ülkenin aklı başında yurttaşlarını rahatsız ediyor. İyi ama Karayalçın2ın sözünü ettiği “medya eşkıyalığı” tek ve bağımsız bir olgu tek değil ki! Türkiye’de daha da önemli nice eşkıyalıklar var: “devlet eşkıyalığı”, “yargı eşkıyalığı”, “banka eşkıyalığı”, “sağlık eşkıyalığı”, “ihale eşkıyalığı”, “parti eşkıyalığı”….

Çünkü din kitaplarında denildiği gibi “Cehennem, yoldan çıkmış bie melekle başladı!” Bir takım kurnaz ama değersiz insanların toplumda hak etmedikleri mevkileri ve paralarını kazandığını gören yurttaşlar. “Benim ondan neyim eksik?” diye sormaya başladılar. Düne kadar işportacılık yapan lümpen arkadaşının, belediyedeki bir hemşerisiyle iş çevirerek ihaleler kapattığı ve istihkaklarının bir yerine ve gösterilmesiyle altına Mercedes 500’ler çektiğini gören Safaköylü Hüseyin, toplumda yükselmek için geçerli modeli kavrayarak nereden çarpacağını düşünmeye koyuldu. Bir partide delege olan ve kurultay öncesinde iç kapışmalar nedeniyle benzin istasyonları zinciri kuran Cabbar’ın akrabası, rakip partiye üye yazılarak kendi gününün gelmesini beklemeye başladı. Böylece Türk toplumunda erdemin, namusun, eğitimin, kibarlığın, bilginin, güvenirliliğin yerini hesapsız bir alçalışa dönüşen “negatif seleksiyon” aldı. Çünkü bir Anadolu sözünde denildiği gibi “Büyük karga gak derse küçük karga b..yiyor!”