Ben zaten biliyordum:
Bu köşeyi okumak zahmetine katlananların, derin bir kültür birikimine sahip, dikkatli ve incelmiş insanlar olduğunu biliyordum.
Son zamanlarda gelen mektuplar bu inancımı daha da doğruladı.

"Dikkat Siyanür!" yazısı üzerine pek çok mektup aldım. Eurogold şirketinden gelen protesto mektubu hariç, hepsi de Sefa Taşkın'ın mücadelesini destekler nitelikteydi. Demek ki kamuoyu Bergama Altınları macerasının, Sierra Leone Altınları filmindeki gibi bir felakete dönüşmesini istemiyordu.
Ayrıca müzik telif hakları konusu da ilgi çekmeye devam ediyor.

***
Bunların dışında, 'Bir Terör Hikayesi' başlıklı yazımıza çok eleştiri mektubu geldi.
Büyük bir incelikle yazılmış mektuplardaki eleştiriler yazının içeriği ile ilgili değil.
Bazı düzeltmeler yapmak ihtiyacını duymuşlar.

Yazının sonunda yer alan ve Ömer Hayyam'a maledilen “İç bade sev güzel varsa aklı şuurun" diye başlayan beyitin Ziya Paşa'ya ait olduğunu belirtiyorlar. Ve dalgınlıkla yapmış olabileceğim bu yanlıştan dolayı beni uyarıyorlar. Ama bunu öylesine büyük bir incelikle, kırmaktan sakınarak, üzmekten korkarak yapıyorlar ki duygulanmamak elde değil.

Cesur Köprülü adlı okurumuz da yazıda sözü edilen Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah arkadaşlığının mümkün olamayacağını, çünkü aralarında yaş farkı olduğunu yazıyor.

Bütün okuyucularıma ve değerli uyarılarına teşekkür ederim.
Her gün yazan bir insan olarak elbette ki hatalarımız vardır ve uyarılar bize ancak sevinç verir.
Ancak sözü geçen yazıdaki hatalar için bazı mazeretlerim var:

Yazıda anlatılan efsaneyi "The Assasins" adlı İngilizce kitaptan aldım. Yazar, söylenceyi aktarıyor ve bu üç kişi arasındaki dostluğu, yaş farklarından dolayı kuşkuyla karşılıyordu.
Ama beni işin tarihi gerçekliğinden çok, anlam gerçekliği ilgilendirmişti. Öylesine güzel ve açıklayıcı bir hikayeydi ki bu, yıllarca kafamda sanatçının konumuna en güzel örnek diye saklamıştım.
Bu yüzden, yazıyı allegorik bir efsane düzeyinde ele aldım. Bir tarih yazısı değildi.

Ziya Paşa'nın ünlü şiirini alıntılayışım da aynı nedene dayanıyordu. Devletle, terör arasına sıkışmış olan sanatçının iç sıkıntısını ve bunun sonucu olarak hedonizme kaçışını anlatan bir simge olarak kullanmıştım. Çünkü anlam olarak Ömer Hayyam da hep aynı şeyi söylemişti.

Gene de bu noktaların ayrıntılarıyla belirtilmesi gerekirdi.

Okuyucularıma değerli uyarılarından dolayı teşekkür ediyorum.