Okuyucu mektupları bana her zaman yol göstermiştir. Bugünlerde aldığım binlerce mesaj; ülkedeki bir kaygıyı, derin bir gelecek korkusunu dile getiriyor. Mesajların hepsini yayınlamama imkân olmadığı için, içlerinden sadece birine yer vereceğim. Sizden bunu; büyük kitlelerin hissiyatı diye okumanızı rica ediyorum. Çünkü ideolojik militanlar dışında, başı ister açık ister kapalı olsun, büyük halk kitleleri böyle düşünüyor.

İnançlı bir kadın okurumdan gelen mektup, benimle ilgili cümlelerle başlıyor ve şöyle devam ediyor:“Her neyse, ‘hayran mektubu’ konseptinden çıkıp, bugüne gelirsek, biz kadınların, ne kadar sorun yaratabildiğimizi, başımızdaki bir tel saç için bütün ülke gündemini bile nasıl değiştirmeye muktedir olabileceğimizi görüyor musunuz? Ekonomi kötüymüş, insanlar kan ağlıyormuş, şuymuş buymuş önemli mi? Hooppp bir türban dersin, bütün ülke gündemi değişiverir…Ama emin olun, keşke bu kadar basit, siyasetçi oyunu olarak kalabilse bu durum. Yani gündem değiştirmek için yapılan şeyler olsa. Ama değil, gündem değil, belki de rejim değişecek. Belki askerimiz müdahale edecek ve 15-20 yıl öncesinin Türkiye’sine döneceğiniz. Yazık değil mi, o kadar çekilen sıkıntıya, yaşananlara ve göğüs gerilenlere. Çok kötü şeyler olabileceğini hissediyorum. Bir kızım var, 4 yaşında, onun için ağlıyorum. Başını kapatması veya kapatmaması da değil önemli olan. Ama zihniyet. Benim nasıl, başı açık olanlara herhangi bir karşı duruşum yoksa, onların da bana olmamalı. Ben de Müslümanım çok şükür. Ama ben dinimin gereklerini bilerek yapmaya çalışıyorum. Öğrenmeye çalışıyorum. Aklımı kullanarak dinin gereklerini yapmaya çalışıyorum. Dinimizin özü de bu değil midir? Aklımızı kullanmak. Televizyon programlarına baktığımız zaman, aslında ne kadar dejenere olduğumuzu anlıyorum. Sorun bu işte; dejenere olmak. O ağlatan kadın programları, magazin programları vs. vs. hepsi nerelerde olduğumuz gösteriyor aslında. Bunları mı düzeltmemiz gerekiyor, yoksa başımızdaki kılları kapatarak tüm bu sorunlar halledilecek mi? Bu mudur yani? İkiye bölünüyoruz. Bizi bölüyorlar… Ve ne kadar cahiliz ki, bunu göremiyoruz. Yapılabilecek tek şey var, kaliteli eğitim. Başka da bir şey söylemiyorum. Kayseri’de yaşıyorum. Bankacıyım. Çok fazla insanla ekonomi konusunda sohbet etme imkânı buluyorum. Herkes ekonomiden yana şikâyetçi. Gerçekten de öyle. Piyasalar çok kötü. Sektör ayırmaksızın herkes, iş var ama tahsilat yok diyor. Vadeler açılmış. Bırakın parayı, evrak alamıyoruz diyorlar. Ama iş hükümete gelince, herkes çok memnun. (!!!!!) Burası Kayseri. Ve benim çevremde hep böyle insanlar var. Ve benim bu yüzden ümidim olamıyor. Çünkü, tüm Türkiye böyle diye düşünüyorum, ister istemez. Tüm Türkiye böyle mi Zülfü Bey, bana biraz umut verebilecek misiniz? Sevgi ve saygılarımla.”