Federico Major, büyük bir İs
panyol biyologudur, UNESCO ge
nel direktörüdür ve benim de dos
tumdur.
Her yıl buluştuğumuz bu ünlü bi
lim adamı bir gün Paris'te, dinozor
ların dünya sahnesinden silinişleri
nin hikayesini anlatmıştı.
Biyoloji biliminin bulgulanına gö
re, dinozorların gövdeleri olağanüs
tü boyutlarda gelişmiş.
Buna karşılık beyinleri aynı kal
mış.
Böylesine büyük bir gövdeyle,
küçücük beyin arasındaki oransızlık
yüzünden de dinozorların nesli tü
kenmiş ve dünyadan yokolmuşlar.
Demek ki beyinle gövde arasın
daki orantı çok önemli.
Ayrıca büyüme aşamasında sa
dece gövdenin değil, beynin de ge
lişmesi gerekiyor.
***
Son zamanlarda Türkiye'deki
yapısal sıkıntılara bakıyorum da ak
lıma dinozorların garip kaderi gelip
takılıyor.
Acaba biz de dinozorlar gibi göv
dece büyürken, beyinsel olarak ye
rimizde mi sayıyoruz?
Hepimiz biliyoruz ki Türkiye bü
yüyor.
Yıldan yıla nüfusuyla birlikte gay
ri safi milli hasılası artıyor. Uluslara-
rası ticareti gelişiyor, jeo-stratejik ö
nemi hissediliyor ve bölgesinde bir
orta güç olmaya doğru gidiyor.
Şehirlerimizi kuşak gibi saran
çevre yolları, yeni köprüler, baraj-
lar, telekomünikasyon sistemleri,
yepyeni televizyon kanalları, yaşa-
mımızı kolaylaştıran bilgisayar ağı
bunun kanıtı.
Ne var ki Türkiye bu gelişmeyi,
geleneksel kültürüyle modernleşme
arasında kendine özgü bir kültür
sentezi kurarak başarmıyor.
Hoyrat, başına buyruk, insana
saygısız ve kaba bir gelişme bu.
Insanlar gittikçe birbirinden nefret
eder hale geliyor. Sürücülerle yaya-
lar arasındaki sonu gelmez kavga-
lar, apartman komşuları arasındaki
çekişmeler, işyerlerinde yaşanan
trajediler, yaşamı, sonu gelmez bir
gürültüye dönüştürüyor.
***
Yıllardan beri kültür, devlet baskı
sıyla engellenmek istendi.
Dünyanın aydınlanma aracı ki-
taplar suç aleti olarak teşhir edildi
televizyon ekranında.
Öğrencinin en küçük bir siyasi bi-
linç taşıması istenmedi.
"Kültür sözünü duyduğumda
elim tabancama gidiyor." diyen
Nazi generali gibi, yetkili kişiler kül-
türden çok kortular.
Bu yüzden düzeysiz, vıcık vıcık
eğlenceyi ya da salya sümük ağla-
maktan ibaret olan alt kültürleri
desteklediler.
Basının bir bölümü de buna ça-
nak tuttu.
Ve bugün Türkiye, cahillerin kral,
görgüsüzlerin star olduğu bir azge-
lişmiş ülke paranoyasına gömüldü.
Oysa Türkiye bunu haketmiyor.
Tarihiyle, kültür birikimiyle, bu-
güne kadar yarattıklarıyla böyle bir
taşra zevksizliğine mahkum edile-
mez.
Ne yazık, son yirmi yılı arabesk
dinleyerek geçirmiş genç kuşaklar iş
başına geliyor.
Bu yüzden diyorum ki acaba di-
nozorlar gibi mi olacağız?
Romanın, edebiyatın, bilimin alta
düştüğü, çığırtkanlığın kol gezdiği
bir dev haline mi geliyoruz.
Ve bu büyüklükte, beynimiz göv-
demizin kaçta kaçını oluşturuyor
acaba?
