Adamın biri, hayatında ilk kez gemiye binmiş. Gemi açık denizde fırtınaya tutulmaz mı? Denizin ortasında ceviz kabuğu gibi sallanmaya başlamışlar. Adamcağız korkudan yüz üstü güverteye yapışmış, kollarıyla bacaklarını açmış, tutunmaya çalışıyormuş. Bir yandan da kaptanın gemicilere verdiği “Direğe tırmanın! Yelkeni toplayın!” talimatlarını duyuyormuş. Bir süre sonra can havliyle bağırmaya başlamış:”Behey gafil kaptan! Bu meret dipten kaynıyor, sen tutmuş adamları tepeye çıkarıyorsun?”

Türkiye gemisinin son günlerdeki durumu bu hikayeye benzemeye başladı. Deniz köpürmüş, dipten dalgalar vuruyor ama biz gözümüzü tepedeki kapışmalara, hükümet oyunlanna dikmişiz. Tekstil firmaları teker teker batıyor. Binlerce işçi çalıştıran dev firmaların, yarın öbür gün bir araya gelerek faaliyetlerini durdurduklarını açıklamaları bekleniyor. Tüketim bıçakla kesilir gibi durdu. Gelecek korkusuna düşen insanlar para harcamıyor. Hastanelere giden insan sayısında bile düşüş var. Migros müşterisi azalıyor. Berberler bile krizden payını alıyor. İşten çıkarmaların bu ülkeyi daha büyük fırtınalara sürükleyeceği belli. İşsiz kalanlar ve aileleri, yüz binlerce kişilik bir açlar ordusu yaratacak. Bankalar, sudan çıkmış balık gibi çırpınıyor. Günü kurtarmaya çalışıyor. Enflasyon yüzde 70, faiz yüzde 140, memur zammı yüzde 50. Bu sayılardaki çarpıklığı anlamak için ekonomist olmaya gerek yok.

Krize karşı önlem alınacağına, herkes birbirini suçlamakla meşgul. Bazı çevreler, bu kadar ağır bir krizin, hükümetin düşürülmesi üzerine yani son üç haftada oluştuğu masalını yayma peşinde. Eğer Turkiye’de buna inanacak kadar saf insanlar kaldıysa, elbette yuttururlar.

Yolcunun dediği gibi “Bu meret dipten kaynıyor” Ve halk deyimiyle, artık tencerelerde et yerine dert kaynamaya başladı.