Bu ülkede geleceği görmek, iyi analiz yapmak, erken uyarıda bulunmak bir erdem sayılmıyor. Hadi diyelim sayılmadı: kimse yararlanmıyor da bu fikirlerden. Bazı yazarlar Batı’daki ” strateji grupları” nın işlevini üstlenerek , sağlıklı analizler yapıyorlar. Devleti yönetenler bu seslere kulak verse, bir çok hatadan kurtulacak ve kamuoyunu daha iyi duyabilecekler. Ama ne gezer! Uyarılara kulak tıkayıp, kendi bildiklerini okumaktan direniyorlar. Yazılar da boşa gidiyor.

Çetin Altan’ın yıllar önce yazdıklarımı okuduğunuzda, şimdi Türkiye’yi inim inim inleten birçok sorunun daha kaynağında çözülmesi için işaret fişekleri patlatılmış olduğunu görürsünüz. Uyarmak için çırpılmış ama nafile! Uğur Mumcu, köşesinde neler yazmış neler! Devletin kimlere kırmızı pasaport verdiğini, hangi devlet silahının hangi olayda kullanıldığını öğrenmek için o yazılara bir göz atmak yeterli. Ama yazıları ciddiye almak yerine, onu yazan kaleme havaya uçurma yöntemini benimsediler.

Çünkü Türkiye’de ” wish full thinking” denilen yöntemin karşı konulmaz bir egemenliği var. Yani ” niyetine göre düşünmek”. Apo krizinin ilk günlerinde, Başbakan” Apo’yu yakaladık. PKK’yı bitirdik.” diye açıklama yaparken,” bu iş bir yakalanma değil. Büyük bir siyasi plan. PKK Avrupa zemininde siyasal ulaşıyor.” diye yazmanız, olsa olsa kızdırır insanları. Çünkü herkes istediği yalana inanmak istemektedir. Arkasından İtalya boykotu başlar. Kravatlar, bayraklar yakılır, meyvaler ezilir yerlerde.” bu tutum, dünyada bizi kötü duruma düşürmekten başka bir işe yaramaz. İtalya da bundan etkilenip karar değiştirmez.” Dersiniz. Bu cümlelerinizi de New York Times alıntılar. Ama Türkiye’de bir sürü küfür işitirsiniz Çünkü insanlar” Türkiye’nin gücü İtalya’yı dize getirdi. Makarnacılar tir tir titriyor.” tarzında yazılar isterler. Sonra bakarsınız ki bu yöntem işe yaramamış. Rahmi Koç” İtalyan mallarını boykot etmeliyim. Hatta teşvik edelim.” diyor.

Devlet, hükümet ve bir bölüm medya tarafından sık sık kandırılan, tuzağa düşürülen, gereksiz heyecanlarla sokağa dökülen ama uyarılara kulak tıkayan halkı yüzüne seyredersiniz. Kendisine kötülük edenleri seven, gerçek dostunu tanımayan halkın. 15 yıldır kan ve can pahasına sürdürülen savaşla ilgili gerçekçi sorular sormayan, Batı ile ilişkilerini bir türlü analiz edemeyen, Türkiye’yi dünyanın efendisi zanneden, yazar ve düşünce adamları hapisleri doldururken göbek atmayı sürdüren, artık sömürüldüğünü bile fark etmeyen, maçlardan sonra döner bıçaklarıyla birbirini doğrayan, jilet kültürünü yücelten insanlara bakıp daha hüzünlenmemek elde mi ?