DİYARBAKIR suskun!
Diyarbakır düşünceli!
Diyarbakır kaygılı!
Sokakta gördüğünüz insanların yüzüne, tarifsiz acılara tanıklık etmenin koyu gölgesi vurmuş.

Çökük avurtlarını koyultan şey, üç günlük sakal değil, kader!

***

DİYARBAKIR suskun!
Derin acılardan geçmişler ve artık dille tarif edilemeyen bir noktaya ulaşmışlar.
Hani savaştan dönen insan tutulup kalır ve uzun bir süre bir şey anlatamaz ya, öyle bir suskunluk bu.

Halden bilmeyene açılamayacak bir sır.
Ahmed Arif'in dilindeki gibi...
"Bir ben bilirim,
bir de ağzı var dili yok Diyarbekir kalesi..."
İnsanların yüreği, kalenin taşları kadar çok zulme tanık olmuş ve onun kadar suskun.

***

DİYARBAKIR'a gittiğinizde, Güneydoğu gerçeğinin ne kadar derinden kanadığını daha iyi kavrıyorsunuz.

Bir iç kanama bu.
Geçici çözümlerle dindirilemeyecek bir kanama.

***

GÜNEYDOĞU'da insanlar susuz.
Bu sadece suya duyulan hasret değil; belki ondan çok daha fazla adalete susamışlar.

Bölünmek istemeyen, Türkiye'den kopmayı düşünmeyen, ama hukukun egemen olduğu bir düzende, suçluların cezalandırıldığı bir ortamda yaşamayı özleyen kitlelerin adalet susuzluğu bu.

***

DİYARBAKIRLILAR, kalenin umur görmüş taşları kadar olgun, bir o kadar da acılı ama yürekleri volkan gibi.

Ve kim ne derse desin, artık Diyarbakır şad akmıyor.