AYRI ülkelerde yaşıyor gibiyiz. Sanki çocukluk dönemimiz bambaşka ülkelerde geçmiş, ayrı okullarda okumuşuz.

Ninelerimiz ayrı masallar anlatmış kulağımıza, sofralarımız ayrı kurulmuş.

Başka müzikler dinlemişiz, başka diller konuşmuşuz.

Oysa hepimizin nüfus cüzdanı aynı.

Ayrı kökenlerden de gelsek, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olduğumuz yazılı orada.

Hele yurtdışına çıktığımızda, kimse bizlere ayrı insanlar gözüyle bakmıyor.

Hepimizi aynı kefede değerlendiriyor.

***

AMA biz kendimizi sonu gelmez bir bölünmenin şehvetine kaptırmışız.

Amiplerden daha çok bölünüyoruz. Laik - anti laik, solcu - sağcı, Alevi - Sünni, asker - sivil, mülkiyeli - hukuklu, ülkücü - devrimci gibi bölünmeler bir de kendi içinde ayrışmalara uğruyor.

Sonuç ortada işte: Siyasette kavga, basında kavga, sanatta kavga, sporda kavga, ihalede kavga, seçimde kavga...

Adam yeme hesapları, öne çıkanı yok etme planları, sivrilene haddini bildirme ihtirasları arasında yuvarlanıp gidiyoruz.

Durmadan birbirini doğrayan Afrika aşiretleri gibiyiz.

Hepsi birden zavallı bir hayat sürdürüyorlar, ama bundan kurtulma planları yerine birbirlerini kesmekte buluyorlar çözümü.

***

2000 yılına ve 21. yüzyıla böyle mi gireceğiz.

Gönlünüz razı oluyor mu buna?

Biz "Geçti kavgalarla ömrüm, ihtiyar oldum bugün!" şarkısına mahkum edildik, çocuklarımıza da mı aynı kaderi layık görüyoruz?

***

BİRKAÇ gün önce yazdığım diyalog yazısına gelen olumlu tepkiler, insanlarımızın barış özlemini ortaya koyuyor.

Hani köşe yazarları kendi aralarında on günlük bir ateşkes ilan etse, herkes birbirinin manevi değerlerine ve ilkelerine saygı gösterse Türkiye rahatlar demiştim ya, bu yazıya Zaman gazetesinde bazı arkadaşlar gayet hoş biçimde sahip çıktı, ülkücü kesim dahil olmak üzere birçok kişiden destek mektupları geldi.

Çünkü fanatik manyaklar dışında kimse kavga istemiyor artık.

Eğri oturup doğru konuşalım: Dünyadan giderek dışlanan, ekonomik dengeleri altüst olan, yurttaşları vize kuyruklarında süründürülen, herkesle kavgalı bir ülkeyiz ne yazık ki.

Şartlarımız zaten zor, bir de yaşamı birbirimize zehir etmekle ne geçiyor elimize?

Gençlerimizi keskin kamplaşmaların; kendi kardeşine düşman kılan ideolojik zehirlenmelerin etkisinde yetiştirmekle ne kazanıyoruz?

Unutmayalım ki hepimiz aynı geminin içindeyiz.

Sağcısı, solcusu, liberali, muhafazakarı, ülkücüsü, devrimcisi, Alevisi Sünnisi, Ortodoksu, Kürt'ü, Türk'ü, İslamcısı, laiki ile bir tek kitleyiz.

Çıkarlarımız ortak, düşmanlarımız ortak.

Öyleyse daha çok diyalog.

Daha çok kardeşlik.

Daha çok anlayış.

Başka çaremiz yok!