Danimarkalı yönetmen Lars von Trier’i yıllardır büyük bir merak ve ilgiyle izliyorum.İlginç bir adam Trier. Kopenhag’tan hiç çıkmıyor, seyahat etmeye korkuyor, bu yüzden kazandığı ödülleri almaya bile gitmiyor ve Amerika’yı hiç görmeden Amerika’da geçen filmler yapıyor.Dogville filmi de bunlardan biri.Dogville’in Cannes Film Festivali’nde gösterileceğini duyunca büyük bir merakla görme isteğine kapılmıştım. Bu yüzden çıkan her yazıyı dikkatle okudum.Değerli sinema eleştirmeni Attila Dorsay, filmden büyük bir övgüyle söz etmişti. Ama sonra filmle ilgili haberler kesildi, Dogville’e hiçbir ödül de verilmedi bildiğim kadarıyla.Ben de İtalya’da filmin yapımcısı Vibeke Windelov’u görünce “Aman” demiştim filmi çok merak ediyorum, bana gönder.”Sağ olsun hemen DVD’sini gönderdi. Zaten iki hafta sonra da Avrupa Film Ödülleri’ne aday kırk film arasında çıkageldi.Filmi büyük bir zevkle izledim. Şimdi Türkiye’de gösteriliyor ve anladığım kadarıyla hem eleştirmenlerin hem de seyircilerin izlenimleri gayet olumlu.Buna çok seviniyorum. Çünkü sinema kalıplarını zorlayan Lars von Trier’i yakından izlemeliyiz.Berlin’den yazdığım yazıda da belirttiğim gibi şu sıralarda filmin devamı olan Mandalay’ı çekiyorlar ama Nicole Kidman yok.Üçlemenin ikinci filmi de Dogville gibi stüdyoda, yerde işaretlenmiş bir mekânda geçiyor ama bu kez yer siyah değil, beyaz. Bunun da çok basit bir açıklaması var; çünkü ikinci filmde zenciler ağırlıkta. Siyah zemin üzerinde görünmeleri zor. Bunu yazmak ırkçılık kapsamına girmiyor elbette, sadece bir renk saptaması.Vibeke, daha önceki “Karanlıktaki Dansçı” filmini çekerken, başrol oynayan Björk’ten çektiklerini anlattı. İzlandalı pop şarkıcısı Björk, bütün çekim ekibine ve yönetmene kan kusturmuş; hatta bir seferinde sinir krizleri geçirip avazı çıktığı kadar bağırmaya başlamış. Bu haykırışı da filmde kullanmışlar ve cuk oturmuş.Vibeke, Nicole Kidman’in iş disiplinini ve uysallığını ise öve öve bitiremiyor.Size son bir film dedikodusu: Cannes’da Dogville’in hiçbir ödül almamış oluşunu, jüri başkanı Patrice Chereau’nun kıskançlığına bağlayan çok. Adam Lars Von Trier’den nefret ediyormuş.Zaten ödül sistemi çok vahşi ve yanlış bir şey. Sanatçıları yarış atı gibi koşturmak doğru değil.Ben de hem Avrupa Film Ödülü hem de Avrupa Televizyon Ödülü jürilerinde olmama rağmen diyorum ki, jüri sistemi yanlış.En iyi değerlendirmeyi bu jüri üyelerinin yaptığı ne malum!
