Refik Erduran’ın çok satan yeni romanının adı “Domuz.” Kitabı görmeden önce hakkında yazılanları okumuş ve medya dünyasıyla ilgili olduğunu anlamıştım ama içeriğini tam olarak bilemiyordum. Şimdi keyifle okuyor ve rahatça akıp giden bu romanın tadını çıkarırken, Türkiye’de gazetecilik denilen mesleğin trajikomik koridorları arasında geziniyorum. “Domuz” Türkiye’de hem yergi anlamına kullanılır, hem de övgü yerine geçer. Kelimeyi duyar duymaz aklıma Nazım’ın dizeleri gelir benim: “Beş parmağını uzat beş çürük muz gibi / Homurdanarak dolaş besili bir domuz gibi!” Nazım Hikmet’in bir başka yazarımıza uygun gördüğü bu dizelerde domuz sözcüğü epeyce aşağılayıcı bir tonda kullanılmış ama “domuz” Türkçede zaman zaman övgü belirtmek için de kullanılır. Birisine gülerek “Sen ne domuzsun sen!” dediğiniz zaman onun kurnazlığını, işbilirliğini ve bencil becerikliliğini kutlamış olursunuz. Anlaşılan Refik Erduran kelimeyi her iki anlamıyla da kullanmış.

Hayvan isimleri meselesine oldum olası aklım takılır: Bu isimleri zaman zaman hakaret zaman zaman da övgü olarak kullanıyor oluşumuz dikkatimi çeker. Mesela çocuklarımıza Aslan, Kurt gibi isimler koymaya hevesliyizdir. Bunlar da hayvan ismi olmasına rağmen övgü niyetine kullanılır. Ama birisine ayı dediğinizde adam sizi mahkemeye verir. Oysa İskandinav dillerinde ayı kelimesinin karşılığı olan Björn son derece yüceltici bir isimdir. Tenis şampiyonu Björn Borg ayı ismini taşımaktadır. Balık isimlerinde bir karışıklık var: Hiç kimse çocuğuna kefal, lüfer gibi isimler koymaz ama Yunus ismine hepimiz bayılırız. Bu balığa yunus dememizin, Yunus Peygamber’den kaynaklandığını düşünmek de mümkün. Yunus, balığın karnında yaşamını sürdürdüğü için bu deniz canlısına yunus adını vermişiz. Batılılar ise balığa Jonas ismini koymamışlar, dolfin demeyi tercih etmişler. Yunus balığının Yunus Peygamber’i yutacak bir gövdesi yok. Hem insan yutan bir balık da değil. Bu yüzden bizim isimlendirmemizde bir anlam kayması olduğunu düşünüyorum. Eski Türklerin Çinlilerle olan yakın ilişkileri yüzünden ejderhalara meraklı olduklarını biliyorum. Bunun sonucu olarak dünyada hiç kimse çocuğuna dragon adını vermez ama biz Ejder ismini severek kullanırız. Biz yine dönelim konumuza yani Domuz’a. Eskiden bu kelime Türkçe donguz olarak kullanılırmış, Anadolu şivelerinde hâlâ böyledir ama Yavuz Selim Arap illerini fethettikten sonra iyice Araplaşan imparatorlukta bu isim “hınzır” olarak kullanılmaya başlanmış. Dikkat ediyorsanız hınzır da domuz gibi hem yergi, hem övgü tonu taşıyor. Yani Refik Erduran bir medya kulağı kesiğinin kahraman olduğu romanını yazarken, daha iyi bir isim bulamazdı.

Son bir not: Müslümanların domuzdan nefret ettiği doğrudur ama bu domuzların lehine bir durumdur. Eğer bütün dünya Müslüman olsaydı hiçbir domuz boğazlanmazdı.