Suç ve ceza kavramlarının Türkiye kadar birbirine karıştığı ve anlam sapmasına uğradığı başka bir ülke olduğunu sanmıyorum. Eğer evrensel bir suç ve ceza kavramı olduğunu kabul edersek, Türkiye bu evrenin dışındadır. Mesela evrensel ilkeye göre bir ailenin soğukkanlı bir biçimde karar alarak küçük kızını öldürmesi bir insanlık suçudur. Ama Türkiye’de bu korkunç eylem, “töre, gelenek, namus, şeref” kavramları kullanılarak toplumsal bir hoşgörüyle karşılanır. Bu mantığa göre ormanı kesip kaçak yapı dikmek de meşrudur. Denizin canına okuyan balık çiftliği kurmak “ekmek parası” gereğidir. Milli maçtan sonra sağa sola ateş edip balkondaki çocuğu öldürmek “milli heyecan”dır. Kaset değiştirirken otobüsü devirip otuz beş insanı katletmek “kader”dir. Bazı sakıncalı (!) insanları öldürmek “şerefli vatan görevi”dir. Bulunduğu makamın olanaklarını kullanarak ülkeyi soymak “işini bilen adam olmak”tır. Vergi kaçırmak ise “ülke gerçeği”dir. Bu listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Yukarıda saydıklarımın hiçbirisi gerçek birer suç sayılmaz ve sürekli olarak affedilir. Buna karşılık yasalara uyan, evrensel ahlâk ilkelerine ters düşmemeye çalışan yurttaşlar cezalandırılır. Bunun en son örneği ek taşıt vergisi. Ben devletin tanıdığı süre içinde vergimi ödediğim için cezalandırıldım. Benim gibi yüz binlerce kişi de cezalandırıldı. Boğaz’a nazır bir arsa kapatmadığım için de cezalandırıldım. Orman kesmediğim için de. Vergilerimi hep zamanında ödediğim, devlete hiç borç yapmadığım için de cezalandırıldım. Bankalardan kredi alıp üstüne yatmadığım için de. Bu suçları işleyenler ise ödüllendirildiler. Hiç merak etmeyin, bundan sonra da böyle olacak. Anlı şanlı devletimiz ve yargı sistemimiz iyi niyetli, yasalara saygılı yurttaşları cezalandırmaya ve artık bu ülkede çoğunluğu oluşturan yasa tanımazları ödüllendirmeye devam edecek. Çünkü devlet, yasalara uymayı değil karşı gelmeyi özendiriyor.