Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Mesut Yılmaz yeni bir 12 Mart olabileceğinden söz etmiş.
Bunu da “sevimsiz yönlendirme” olarak nitelemiş.
Oysa bizim bildiğimiz 12 Mart, “sevimsiz yönlendirme” değil, doğrudan doğruya bir askeri darbedir.
“Makable şamil” kılınmak istenilen yasalarıyla, olağanüstü mahkemeleri, kitle tutuklamaları, işkenceleri ve idamlarıyla askeri darbe koşullarına tam olarak uyulmuştur.
Mesut Yılmaz‘ın kafasında bu dönemi diğer askeri darbelerden ayıran yön, o dönemde parlamentonun açık olması ve iş başında hükümet dekorlarının görülmesidir.
Bunun da rejime yarı demokratik bir görüntü verdiği varsayılmıştır.

***

Yıllardır bu yanılgıyı yaşarız.
Türkiye’deki siyasi kadrolar, kendi özgürlüklerini ülkenin özgürlüğüyle bir tutarlar.
Eğer Ankara‘daki birkaç bin politikacının Meclis koridorları ve otel lobilerindeki siyaset kulisleri ve Meclis’te ilkokul çocukları gibi parmak kaldırmaları engellenmemişse, onlara göre “memlekette demokrasi var!”dır.
Binlerce faili meçhul cinayet, baskı altında inim inim inleyen bir halk, sistemli işkenceler, siyasal idam kararları bu “demokrasi”yi bozmaz.
Özgürlük onlar için vardır. Hak, hukuk da öyle!
Madem ki bu halkın temsilcisidirler; onların siyaset yapma özgürlüğü, ülkenin de özgür olduğu anlamına gelir.

***

Türkiye Ankara’daki siyaset ebelerinden çok çekti. Bugün de çekmeye devam ediyor.
Ana muhalefet lideri üstü kapalı bir darbenin geldiğinden söz ediyor.
Geçenlerde bir hükümet üyesi ile özel görüşmemizde “Galiba askerler geliyor! Başka çare de kalmadı!” sözünü duyunca kulaklarıma inanamadım.
Bunu söyleyen bir kabine üyesiydi.

***

İyi ama bir darbenin yaklaşmakta olduğunu düşünen siyasiler neden sistemi düzeltecek ve siyasi tıkanıklığı aşacak önlemler almazlar?
Yapılacak iş bellidir:
Seçim yasasını değiştirmek, iki turlu seçimi kabul etmek ve sağlıklı bir seçim yapmak.
İki turlu seçim yasasının neden hala gerçekleşmediğini anlamak mümkün değil!
Siyasi istikrarı sağlayacak ve merkez partilerini büyütecek olan bu önlemi almamak hangi mantıkla açıklanabilir?

***

Siyasiler asker tehlikesini öne sürüp duracaklarına, önce kendi görevlerini yerine getirsinler.
Ülke bu yıl, iki turlu bir seçime giderse darbe falan olmaz, ama bu tıkanıklığı ve “sen – ben” kavgasını devam ettirirlerse, darbeyi davet edenler bizzat kendileri olacaktır.